"kasım ayında, ağır bulutlarla yüklü bir günde hüzün, akşamı beklemeden bastırıyor. ama art arda kopuşların hüznü değil bendeki. art arda kopa kopa, kopacak tek şeyi kalmamış olduğunu algılamanın hüznü. hüzün duyulması gereken her şeyden hiç hüzün duyamamak, altından kalkılması en ağır hüznü yığıyor üstüme. biri olmalı. birini aramalıyım. o birinin karşısında hiç konuşmayabilirim. sürekli susabilirim. yine de çok konuşmuş gibi, içime durmadan yığılan ağırlığı, adına yalnızlık denen bu kötü yükü atabilirim üstümden."
"bunu işleyecekler kafana. en iyisinden bunu: umut, umut, umut... başka hiç. o zaman sen, olup olacağı, pembe bir fanus içinde karnın ağrıyarak aptal aptal oturacaksın. fanus pembe, ama karnın çok ağrıyor."
"yaşanan yaşandı. görülen görüldü. yaşanan da, görülen de üstümüzde ne yaptıysa yaptı. biz ne olduysak olduk. biraz dıştan, biraz içten derken yuvamızı yaptık. bu durmazmış. sen durursan, durur."