"çünkü öyle anlar vardır ki insan ne bir şey hissedebilir ne de düşünebilir. ve insan ne düşünebiliyor ne de hissedebiliyorsa, diye düşündü, nerededir o zaman?"
"buralarda bir yerde bir gemi batmıştı, diye düşündü Cam, ve dalgın dalgın, yarı uyuklar gibi, nasıl da yok olduk, her birimiz kendi başına, diye mırıldandı."
"neydi peki? ne anlama geliyordu? nesneler ellerini yukarı kaldırıp insanı yakalayabilirler miydi; bıçak kesebilir miydi; yumruk kavrayabilir miydi? insan güvende olamaz mıydı? yaşam deneyimleri ezbere öğrenilemez miydi? bir rehber, sığınacak bir yer yok muydu, her şey mucize miydi, ve bir kulenin tepesinden atlamak mıydı? yaşlılar için bile bu muydu hayat -şaşırtıcı, beklenmedik, bilinmez?"
"istemek ve elde edememek, bedenin içinde bir sertlik, bir boşluk, bir gerginlik yaratıyordu. ve sonra, istemek ve elde edememek-istemek, hep istemek-insanın kalbini nasıl da burkuyordu, durmadan burkuyordu!"
"şu anda kimseyi düşünmek zorunda değildi. kendisi olabilirdi, kendi kendine. şimdilerde sık sık buna ihtiyaç duyuyordu, düşünmeye, hatta düşünmek bile istemiyordu. sakin olmalıydı, yalnız olmalıydı. bütün bu yapılıp edilenler, ayrıntılı, ışıltılı, sesli, bu harlaşmıştı; ve insan, ağırbaşlılık duygusu içinde, küçülüp kendi oluyordu, başkalarının göremediği, kama şeklinde karanlık bir çekirdek oluyordu."