"Amerikalılar bizi neden rahat bırakmıyorlar? Neden danslarımızı yasaklıyorlar? Çocuklarımızı okuldan alıp kiva'ya (ayinlerin yapıldığı yer) götürüp dinimizi öğretmek istediğimizde neden zorluk çıkarıyorlar? Amerikalılara zarar verecek bir şey yapmıyoruz ki!"
Bunlar yetti de arttı bile. Bizim kolonizasyon, putperestlere misyon ve medeniyetin gelişmesi diye nitelendirdiğimiz olguların bir başka yüzü daha vardı. Bu yüz, uzak yerlerde inatla avını arayan yırtıcı bir kuşun, korsan ve çapulcu denebilecek bir ırkın yüzüydü. Armalarımızı süsleyen tüm kartalların ve başka yırtıcı kuşların, psikolojik durumumuza çok uyan simgeler olduklarını düşündüm.
Ochwiä Biano, "Beyazların ne denli acımasız göründüklerine bak! Dudakları ince, burunları da sivri. Yüzleri kırışıklardan değişmiş. Gözlerinden arayış içinde oldukları anlaşılıyor. Hep bir şey arıyorlar. Ne arıyorlar acaba? Beyazlar hep bir şeyler ister ve her zaman huzursuzdurlar. Ne neyin peşinde olduklarını biliyoruz ne de onları anlayabiliyoruz. Bizce onlar deli, dedi. Ona tüm beyazlara neden deli gözüyle baktığını sordum. "Kafalarıyla düşündüklerini söylüyorlar," diye yanıtladı. Şaşı- rarak, "Tabii ki öyle yapacaklar," dedim."Siz neyle düşünürsünüz?" Kalbini göstererek, "Burasıyla," dedi. Uzun bir süre susup düşündüm. Yaşamımda ilk kez, biri bana gerçek beyaz adamın resmini çizmişti.