Özgür Adem Işıklı

Özgür Adem Işıklı
@iozguradem
Software Developer
Sakarya
31 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
10/10
·544 syf.··
2019 14. kitabı
Halil İnalcık'ın yıllar süren araştırmaları ve çalışmalarının bir neticesi olan Devlet-i Aliyye serisinin ikinci kitabı, Devlet-i Aliyye, Tagayyür ve Fesad, yani Bozuluş ve Kargaşa Dönemi, tıpkı ilk kitap gibi doğrudan doğrudan resmi arşiv kayıtlarına arkasını yaslamış bulunuyor. Ancak ilk kitaptan olanın aksine, adında da anlaşılabileceği gibi, bozuluş ve kargaşa dönemlerini anlatması nedeniyle, bir gurur okşamanın haricinde, bir yüz kızartma vazifesi görüyor. Dahası, Devlet-i Aliyye'de peyda olan pek çok musibetin bugün de ne yazık ki ülkemizin özüne kadar işlemiş olması, "Acaba bizim sonumuz ne olacak?" diye kederli bir soruyu ortaya koyuyor. Rüşvet, vurdumduymazlık, çıkar kavgaları, yaşam mücadelesinin yerini şımarıklığın ve servetin alması, uçan kelleler, otoritenin zaman zaman ortadan kaybolması ve Osmanlı Devleti'nin asıl gücünü oluşturan Adalet Dairesi Teorisi'nin unutulması... Tüm bunların nasıl bir bozulmaya sebep olduğu yine oldukça detaylı bir şekilde okuyucuya aktarılıyor. Kitabın tamamında, tıpkı birinci kitapta olduğu gibi zaman zaman akıcı, zaman zamansa zorlayıcı bir dil hakim. İnalcık bazı bölümlerde yaptığı alıntılarda, doğrudan alıntıya konu olan metinlerin asıllarına yer vererek, dönemin şartlarının betimlemesini, kullandığı kaynakların dillerine emanet ediyor. Bu üslup okuyucuyu avucunun içinde tutması nedeniyle oldukça önemli. Ayrıca, kitabın sonunda, yaklaşık 150 sayfaya ulaşan, oldukça uzun bir ekler bölümü mevcut. Bu bölümde, veziriazamlar ve padişahlar arasındaki yazışmalar, çeşitli ilamlar ve fermanlar asıl metinleriyle birlikte verilmiş durumda. Bu bakımdan, amatör tarih meraklılarının yanı sıra, daha detaylı tarih araştırmacıları için de bir kaynak olabilir nitelikte.
Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656)Halil İnalcık · İş Bankası Kültür Yayınları · 20141,404 okunma
Reklam
10/10
·377 syf.··
2019 13. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2019 09:21
Günümüz dünyasının politik ve pragmatist tartışmaları içerisinde hemen herkesin fikir sahibi olduğu, kimimizin yermekten kimimizin övmekten geri durmadığı, kimine göre Cihan İmparatorluğu, kimine göre cehalet yuvası Osmanlı hakkında pek çok şey söylenebilir. Ancak bizim söyleyeceğimiz hiçbir şey, bir Cumhutiyet münevveri olan Halil İnalcık’ın kaleminden ve yıllarını verdiği bilimsel araştırmalarından süzülenlerden pek azı kadar kıymet ifade etmeyecektir. İnalcık bu kitabında bütün çalışma hayatı boyunca elde ettiği bilgi, birikim ve becerilerini sayfalara aktarmış. Kitap içerisinde verilen detaylara baktığımızda, doğrudan tarihsel kaynaklardan ve birinci elden sağlanan verilere dayandığını görüyoruz. Ancak İnalcık, tüm bu detaylar arasında, salt tarihsel olayları anlatmanın yanısıra, tarihsel olayların nedenlerini de sorgulamaya götürüyor okuyucuyu. Böylece modern Türk toplumu için her geçen gün bir tabu haline dönüşen Osmanlı hakkında, bulunmaz bir eser meydana gelmiş oluyor. Ancak bu kitap tüm Osmanlı tarihini değil, sadece Klasik Dönem adı verilen 1302 ve 1606 yılları arasındaki dönemi konu alıyor. Tarihsel olayları ve bu olaylara sebep olan gelişmeleri oldukça detaylı anlatan İnalcık, Osmanlı’nın siyasi ve askeri politikalarının yanısıra, ekonomik ve sosyal yapısını da irdeleyici bir analize tabi tutuyor. Osmanlı’nın diğer dönemleri farklı ciltlerde toplanmış durumda. Bireyde entelektüel ilgiyi cezbetmesi bir yana, Türklerin kendi geçmişlerini öğrenebilmesi ve geçmişinden güç alarak, nasıl bir devletin mirasçısı olduğunu bilmesi açısından da bu kitabı oldukça farklı bir yere koymak gerekiyor. Bu mirası ve kültürü anlayabildiğimiz anda -unuttuğumuz değerlerin nasıl içimizi yaktığını bir kenara bırakırsak- İstanbul dahi göze bir başka güzel gelmeye başlıyor.
Devlet-i Aliyye - Klasik Dönem (1302-1606)Halil İnalcık · İş Bankası Kültür Yayınları · 20103,215 okunma
9/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2019 12. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2019 23:06
Rönesans'a eskiden bu yana ilgim olmasına rağmen, sanatta ne gibi farklılıkların ortaya çıktığını ve bunların nedenlerini hiç mi hiç bilmiyordum. Ayrıca resim sanatındaki bilgisizliğim de hesap edilince, Rönesans'taki resim konusunda tam bir bilgisizdim. Bu kitabı gördüğüm gibi hemen sarılarak büyük bir iştahla okumaya başladım ve çeşitli notlar çıkararak ilerledim. Öncelikle kitabın baskı kalitesine değinmek istiyorum. Rönesans döneminde yapılan resimlerle ilgili bir kitap olduğundan içinde pek çok resim mevcut. Kitap kalitesiyse bu resimlerin olağanüstü gücünü göstermek için bilinçli olarak yüksek tutulmuş. Beyaz ve kaliteli bir kağıt üzerine basılan resimler, gerçekleri gibi olamasa da sizi içine çekmeyi başarıyor. Resimlerin gücünü kaliteli sayfalarda iliklerinizde hissedebiliyorsunuz. Bu açıdan oldukça başarılı. Kitapta kimi zaman temel terimler açıklanıyor, kimi zaman ise doğrudan belirli bir resmin kompozisyonu hakkında bilgi veriliyor. Hem genel olarak Rönesans'ın nedenlerine, hem de özel olarak eserlere değinmesi ve hatta zaman zaman sanatçıların ruhsal durumlarını anlatması açısından oldukça kıymetli bir eser. Yazım dili genel olarak herkesin anlayabileceği düzeyde olsa da, bazı bölümler benim gibi resim konusunda pek bilgiye sahip olmayanlar tarafından zorlayıcı olabilir. Yine de tüm bu zorlayıcı bölümler biraz daha dikkat ve özen gerektiriyor, hepsi bu kadar. Kitapta eleştirebileceğim tek nokta, resimlerin bir numaralandırma sistemine sahip olmaması. Yazı içerisinde bir resim anlatılmaya başlandığında, ilgili resim bir numara ile iliştirilmemiş. Bu nedenle, bazı resimler anlatılardan birkaç sayfa sonraya, bazı resimler ise anlatılardan birkaç sayfa önceye denk gelebiliyor. Bu da okuyucuyu yoran küçük bir detay durumunda. Kitabı bitirdikten sonra, siz
Rönesans Düşüncesi ve Resim SanatıNilüfer Öndin · Hayalperest yayınevi · 201679 okunma
Herkes İçin Hukuk
10/10
·528 syf.··
2019 11. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2019 18:18
Çok küçük yaşlardan beri ilgi duyduğum hukuka olan merakımı gidermek ve vatandaşlık haklarımı, bunların kaynaklarının neler olduğunu ve hangi haklara sahip olduğumu öğrenmek için temel düzeyde hukuk bilgisi öğrenmeye karar verdim. Kemal Gözler’in hem anayasa.gen.tr adresinden yayınladığı makalelerini, hem de referandum sürecinde yayınladığı Referandumdan Önce, Referandumdan Sonra ve Elveda Anayasa kitaplarını okumam sebebiyle, kendisine karşı büyük bir hayranlığım vardı. Şahsi araştırmalarım ve hukuk öğrenimi gören dostlarımdan aldığım tavsiyeler neticesinde, Hukuka Giriş kitabının çok iyi bir başlangıç kitabı olduğuna kanaat getirerek, kitabı derhal okumaya başladım. Gerek bu kitapta, gerekse Kemal Gözlerin okuduğum diğer kitap ve makalelerinde göze çarpan en önemli özellik, Gözler’in kullandığı mükemmel sadelikteki Türkçe. Okuduğunu anlayabilen her bireyin, bu kitapları rahatlıkla anlayabileceğine eminim. Gözler ustalıkla kullandığı bu Türkçe ile birlikte, her türlü kanun terimini, gerek Osmanlı’dan aldığımız hukuk mirası nedeniyle Arapça ve Farsça, gerekse hukukun daha da derine inen temelleri nedeniyle de Latince, Fransızca ve İngilizce olarak okuyucuya sunuluyor. Kitap içerik olarak; hukuk üzerindeki teorileri çeşitli yönleriyle anlatmakla birlikte, mevcut kabulleri ve Türkiye’deki durumu güzel bir şekilde okuyucuya sunuyor. Ancak Gözler bunu yaparken, doğrudan şahsi fikirlerini anlatmak yerine, öncelikle bir tartışma ortamı yaratıp, sadece hukukun bugün aldığı şeklini değil, tarihsel sürecini de okuyucuya aktarmayı başarıyor. Tüm bu süreçte okuyucu edilgen bir konumdan çıkarak, etkin olarak düşünmeye sevk ediliyor. Bu kitap ile birlikte temel hukuk kavramlarının yanı sıra, Türkiye’deki hukuk sisteminin nasıl olduğu ve Kara Avrupası ile ne gibi benzerlikle
Hukuk
Hukuka GirişKemal Gözler · Ekin Kitabevi Yayınları · 2018435 okunma
10/10
·772 syf.··
2019 10. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2019 00:26
Bilgiyle Sohbet, Celal Şengör tarafından daha önce çeşitli yerlerde yayınlanan popüler bilim yazılarından ve bazı açılış konuşmalarından derlenmiş bir eser. Ancak söz konusu bu eserin toplama bir eser olması, onun niteliğini hiç mi hiç azaltmıyor. Tıpkı İlber Ortaylı gibi bir elitist olan ve bu özelliğini her fırsatta vurgulayan Şengör, hemen hemen tüm kitap boyunca bilim felsefesini ve tarihini irdeliyor. Çok farklı konular üzerinden yaptığı incelemelerle, bilimin nasıl olması gerektiğini, nelerin zırvalıktan ibaret olduğunu etraflıca okuyucuya aktarıyor. Bazı okuyucuların aksine ben, Celal Şengör’ün sık sık yaptığı tekrarlardan keyif aldım. Çünkü, özellikle Türkiye gibi bilimden nasibini alamamış ve bilim nedir anlayamamış bir toplumda, bilim felsefesinin üstünkörü bir şekilde anlatılmasının bize yarardan çok zarar sağlayacağı kanısındayım. Ne yazık ki biz, okumuş insanlara karşı büyüyen bir düşmanlık çağında hayatta kalmaya çabalıyoruz. Böyle bir toplumda, ben de sayın Şengör gibi, defaatle bilimin felsefesini konuşmak, anlamak ve anlatmak gerektiğini savunuyorum. Tüm bunların yanında, Şengör’ün örnekleriyle gösterdiği cehalet seviyemiz içimi bir hayli acıttı ve bir o kadar da utandım. Umarım biz, bizden önceki nesillerin pek de başarılı olamadığı bilim konusunda daha iyi bir kuşak olabiliriz.
Bilgiyle SohbetCelâl Şengör · Türkiye İş Bankası Yayınları · 20211,070 okunma
Reklam