Sesini buluyor,yıllardır derdini anlatamayan dudaklarının arasından dışarı çıkmak için can atan bütün o güzellikler, bütün harikalar, vahşi bir akışla, dipdiri bir güçle dökülüyordu ağzından.
Martin’e daha çok şekil vermek gerektiği düşüncesinin kızda iyice yerleşmesine neden oluyordu. İnsan denilen yaratıgın zihninde yer etmiş olan; kendi renğinin inancının ve siyasetinin en doğrusu, en iyi olduguna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer tüm insanların kendisinden daha talihsiz konumlara sahip olduğuna inanmasını sağlayan o yaygın dar görüşlülük Ruth’da da vardı.
Bunun aşk olduğuna ve aşkın dünyanın muhteşem şeyi olduguna karar verdi. Geri dönüp hafızasının koridorlarında kayıtlı tüm geçmiş heyecanlarını , vaktiyle kendini tutuşturmuş kıvılcımları; şarabın sarhoşluğunu , kadınların okşamalarını, itişip kakışmaktan , kişisel mücadeleden aldığı zevki gözden geçirdi; o anda hazzını duyduğu ulvi ateşin karşısında ne kadar abes , ne kadar değersiz , ne kadar bayağıydılar.