Sakar… Hayatımda beni bu kadar huzursuz eden başka bir kitap olmadı. Alexandre Seurat öyle bir gerçekliğin kapısını aralıyor ki, insan okurken sadece bir hikâyeye değil, içini kemiren bir suskunluğa da şahit oluyor. Sayfalar ilerledikçe rahatsızlık büyüyor, çünkü anlatılan şey kurgu gibi değil; fazlasıyla tanıdık, fazlasıyla mümkün. Bitirdiğimde içimde kalan şey bir son değil, ağır bir vicdan hissiydi. Bu kitap güzel olduğu için değil, gerçek olduğu için sarsıyor.
Yeni bir kitabın ilk sayfasında, dünya biraz daha güzel başlar; çünkü henüz hiçbir şey yaşanmamışken bile insanın içine tarifsiz bir umut yerleşir, her satırda kendinden bir parça bulacağını bilmenin heyecanı sarar içini. İşte bu yüzden kitaplar en yakınımız değil mi zaten?