Kitabın ilk vakasını okuduğumda açıkçası korkmuştum ben bu kitabı nasıl bitireceğim diye. Hatta uzun bir zaman devam etmedim diyebilirim. Neden bir istismar vakası bana bu kadar ağır geldi bilmiyorum. Herhalde kitaptaki diğer vakalarda da istismar var ve daha detaya inilmiştir diye düşündüm ama farklı konular daha baskındı. Okudukça kitabın vakaları ve tedaviyi ne kadar nörolojik bir dille anlattığını fark ettim. Aslında böyle kitaplar okumayı severim ama yazar bir psikiyatrist olduğu için ve vakalar ağır travmatik olaylar olduğu için beyinde gelişen o olayları çok detaylı ve terimsel anlatmış. Dolayısıyla fizyoloji bilmeyen ve ilgisi olmayan biri için kitap biraz sıkıcı ve okuması zor gelebilir. Biz şu an fizyoloji dersi alıyoruz bu yüzden hem derste öğrendiğim bazı şeyler pekişti hem de beyne olan ilgim daha da arttı. Hatta bugün derste öğrendiğimiz ayna nöronlarını ben kitaptan bildiğim için çok mutlu oldum ve geçen hafta gittiğim bir programda bu ayna nöronlarından bahsettim. Genel olarak bu kitabın kendine bir şeyler katmak çocukları anlamak ve onlara yardım etmek isteyenlerin, öğretmenlerin, psikologların, psikiyatristlerin ve ebeveynlerin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kitapta aklımda en çok kalan terim disosiyatif tepkiler veya disosiyasyon oldu. Beynimizin ne kadar mükemmel bir organ olduğunu bire kez daha düşündüm. Ruhsal dünyamızdaki iç uyum ve harmoninin kaybına disosiyasyon adı verilmekteymiş. Dissosiyasyon sözcük olarak ayrılma, bölünme, kopma, çözülme gibi anlamlar taşıyor. Psikolojik açıdan ise kişinin zihninde yer alan duygu, düşünce, anı ve benzeri içerikleri geçici olarak bir kenara koyması anlamına gelen bir mekanizmadır. İkinci bölümde geçen vakadaki Sandy de bu durumu yaşamıştı. İnsan beyni ve onun yönettiği vücut bu kadar