Şöyle yazmıştı - aklımda kaldığı kadarıyla: “İnsan(...) çarpışmadan kaçınmak için ne yapsa iyi olur? Teorik olarak söylersem bu basit bir şeydir. Yanıt, rüya görmek. Rüya görmeye devam etmek. Rüya aleminde yaşamak.”
Tek bir soru kalıyordu. Ciddi bir soru. Oraya nasıl gidilebilir?
Teorik olarak basitti bu. Ne var ki somut olarak açıklamam mümkün değildi.
Yine başladığım yere dönmüştüm.
Sam Peckinpah’ın yönettiği Vahşi Belde adlı film gösterime girdiğinde bir kadın gazeteci, basın toplantısında elini kaldırıp bir soru sormuştu, “Filminizde neden o kadar çok miktarda kan gösterme gereği duydunuz?” diye; kadın kızmış gibiydi. Filmde oynayan aktörlerden Ernest Borgnine sıkıntılı bir yüz ifadesiyle yanıtlamıştı: “Hanımefendi, birisi vurulunca kanı akar.” Bu film, Vietnam Savaşı’nın en sıcak zamanında çekilmişti.
Ben bu repliği seviyorum. Muhtemelen gerçekliğe dayandığı için. Anlaşılması güç bir şeyi, anlaşılması güç bir şey olarak kabul etmek. Sonra kan akması. Ateşli silah ve akan kan.
Birisi vurulunca kanı akar.