"Bazılarının insan düşmanı olması gibi biz de düşünce düşmanı olmayalım çünkü düşüncelerden nefret etmek kadar kötü bir şey olamaz." Sokrates'in Savunması
ig: filmvekitapeditoru
Ölüm içine girilmediğinde, dışarıdan bakıldığında her zaman yalnızca 4 harfli bir kelimedir insan için. Herhangi bir betimleme, kurulmuş veya kurulabilecek hiçbir empati hissettiremez onu. İvan İlyiç'in ölümü de böyle olmuştu. Toltoy'un tabiriyle "ölenin kendileri değil de başkası olmasından ötürü bir sevinç uyandırmıştı" hatta insanlarda. Bu yüzden aslında okuyucu olarak bizim de bu sevinci duyanlardan birisi olduğumuzu göstermek maksadıyla kitap İvan İlyiç'in ölümünü söylemekle başlıyor.
Devamında ise İvan'ın hayatını ele almakta. Ama en dikkat çekici olan kısım onu ölüme doğru yaklaştırmakta olduğu hastalığa yakalandığı kısım. Çünkü hayat yalnızca sizin ellerinizden kayıp giderken yaşamın ötesine dair inançların ötesine geçemeyen bir varsayı ve yok olma düşüncesi okudukça insanı içine doğru çekmeyi başarıyor. Ve sizden başka herkes hayatına devam edebilmekte olup siz acılar çekseniz de onlar gündelik yaşantısını sürdürebiliyor.
İvan İlyiç sık sık kendisini ziyarete gelenleri azarlıyordu. Çünkü ondan daha sağlıklı olmaları, hayatlarında hep mutlu olabilmeleri, ölüme ondan daha uzak olmaları ve kendisinin yaşaması gerektiği gibi yaşamadığı düşüncesi karşısında onların önlerinde bunun için yeterli vakitlerinin olmaları onu üzüyordu belli ki. Bu belki bir türlü kıskançlıktı, yaşama dair olan özlemden doğan bir kıskançlık.
Bu kitapta yaşamı öğrendim. Sağlığını yitiren ve ölümle pençeleşen insanların ara sıra gösterdikleri huysuz tavırları, aslında yalnıza yaşamı sevmekten ve ölümden korkmalarından doğuyormuş meğerki. Meğerki onları bunlardan ötürü suçlarken, yaşamı sevdiğinden ötürü suçluyormuşuz.