KUZGUN- Kitap yorumu
🕯Ben bir Kuzgun'um. Aydınlığı taşımak için karanlıkta gezerim ve sesim bir umut sesidir. Beni yakalayamazsınız. Ben, bir insan değilim. Ben, bir fikirim. Ve bu, bir meydan okuma değil, bir fikir beyanıdır.
Ada, küçükken babasının suçlarına ortak olan biridir. Daha sonra bir çocuğun ölümüne sebep olduğunu düşünerek, vicdan azabı yaşamaya başlar. Bunun sonuncunda Kuzgun ortaya çıkar. Kuzgun, suçluları kendi yöntemleri ile bulur, deliller toplar ve failleri adalete teslim eder. Fakat Kuzgun'dan rahatsız olan bir kesimin ısrarı üzerine onu yakalamaları için bir polis ekibi kurulur.
Bu kovalamaca da Ada, zaman içerisinde adalet sisteminin çöktüğünü fark eder ve herkese karşı savaş açar. Herkes kendi doğru bildiklerini sorgulamaya başlar. Bu savaş, doğrular ve yanlışların savaşı olur.
Öncelikle belirtmek isterim; Filiz Puluç'un kalemine olan hayranlığım Ateş kitabında başladı. Fakat Kuzgun, büyük bir fark yaratmış.
Kitap, kahraman bakış açası ile ele alınmış ve çoğunlukla Ada'nın güncesinden okuyoruz. Anlatım çok akıcıydı ve daha çok olay üzerine yazılan bir kitap olduğu için hiç sıkıcı değildi. Aksine her sahnesini olması gerektiği gibiydi.
Ada'nın yani Kuzgun'un düşünce yapası çok farklı ve insanlığa gerçekten ışık tutucak fikirler. Okuduğum en güçlü kadın karakter ve aynı zamanda en cesur diyebilirim. Ada'nın geçmişi beni çok fazla üzdü. Gözlerim dolu dolu okuduğum sahneleri oldu. Kuzgun'un bir çok özelliği beni kendisine hayran bıraktı. Kusurlu ama mükkemel bir karakter. Yaptığı eylemler, attığı adımlar yer yer şok etkisi yaratsa da her sahnesini hayranlık duyarak okudum. Özellikle o finale yakın ve final sahnesinde nokta atışları...
Egemen, Kuzgun'un peşinde olan polis ekibinin başında olan bir polis. Onu en başından beri sevdim. Güçlü Ama