Peyami Safa diğer eserlerinde de olduğu gibi günlük hayattaki basit düşüncelerimizden zihnimizdeki en karışık problemlere kadar birçok düşünceyi sanki bizimle birlikte düşünmüş gibi anlatıyor. "Bunu düşünmüştüm." , "Şunu hissetmiştim." cümlelerini sık sık tekrar ettiriyor. Düşüncelerimizde yalnız olmadığımızı kendimize kanıtlamak için sorduğumuz sorulara, tereddüt ettiğimiz ve başkaları da bu kadar uzun kafa yoruyor mu diye merak ettiğimiz onlarca duruma Peyami Safa yanıt veriyor ve en azından benim içimi rahatlatıyor.
Adlandırmadığımız, yaşadığımız ama üstüne düşünmediğimiz tereddütler bir bir yüzümüze çarpıyor. Nerdeyse her analizinde kendimi bulduğum, okumayı bırakıp tek bir cümlesi için dakikalarca düşündüğüm, yer yer melankolisinde kaybolduğum ama bundan da mutluluk duyduğum bir eserdi.
Kitabı Mualla Hanım, Mualla Hanım'ın okuduğu kitap ve Vildan olarak incelemek istedim. Yazarın kitabın içinde bölüm bölüm başka bir kitap okutması kesinlikle sıkmadı, aksine normal akışa geçtiği bazı anlarda aklım diğer hikayede kaldı. Mualla Hanım kısmı da hayli ilgimi çekti. Bu eserde Peyami Safa'nın hayatından ciddi izler olması ve Mualla Hanım'ın yazarla tanışması ayrı bir keyif kattı. Vildan kısmına geçtiğimizde başlarda sıkıldım ve kısa sürmesini istedim ancak sürmeyeceğini de Peyami Safa'yı seven bir okur olarak biliyordum. Zaten kısa bir süre içinde Vildan'ın hisleri, muharrinin düşünceleri derken yazarımızın psikolojik analizlerine, davranışlarımızla ilgili nokta atışlarına giriş yaptık ve bu kısımdan da büyük keyif aldım.
Ve yine diğer eserlerinde olduğu gibi birçok ortak fikir, düşünce, tereddüt bulmak iyi hissettirse de hiçbir zaman anlaşamayacağımız bazı şeylerin ısrarla altını çizmesi beni üzdü. Bu satırlar aslında muharririn fikirleri olarak gösterilse de