Kuş yumurtadan çıkmak için savaş veriyor. Yumurta dünyadır. Doğmak isteyen, bir dünyayı yok etmek zorundadır. Kuş Tanrı'ya doğru uçuyor, Tanrı'nın adı Abraxas'tır.
Arasından çıplak orman dallarının
İlk kar bembeyaz düşer gri gökten
Düşer, düşer. Nasıl da susar dünya!
Yaprak hışırdamaz, yoktur kuş dalda,
Bir beyazlık, bir grilik, bir sessizlik yalnızca.
Yeşil, rengarenk aylar boyunca
Lavtasıyla, şarkılarıyla dolaşan gezgin de
Sessizdir şimdi ve yorgun eğlenmekten,
Gezmekten yorgun, şarkılardan yorgun.
Ürperir, soğuk, gri doruklardan
Esintisiyle bir uykunun ve usulca düşer,
Düşer kar...
Hala gelir sesi uzaktan baharın
Ve solup giden anıları yaz mutluluğunun
Uçuşan silik imgelerle:
Kiraz çiçeği yaprakları tül tül mavilikte,
Tatlı, parlak bir mavilikte
İncecik kanat çırpar buğday sapında
Genç bir kelebek, kahverengi ve altın sarısı
Ilık ışıklı ıslak yaz ormanı gecesinde
Kuşların özlemle uzayıp giden şarkısı.
Gezgin şefkatle hatırlar o tatlı imgeleri:
Ne de güzeldi! Ve bir şeyler daha uçuşur gelir
O eski günlerden, parıldar ve söner:
Koyu, tatlı bir bakış aşk dolu gözlerden.
Sazlıkta gece fırtınası, şimşek ve yıldırım
Akşam bir flüt sesi yabancı pencerede
Her çiçek meyve olmak ister,
Her sabahın arzusu akşamdır,
Her şey fanidir bu dünyada,
Değişimden, kaçıştan başka.
En güzel yaz bile ister
Hissetmeyi sonbaharı ve solduğunu.
Sessizce dur, yaprak, sessizce dur,
Kaçırmak isterse rüzgar seni.
Oyna oyunlarını, savurma kendini,
Bırak olsun ne olacaksa.
Bırak, seni kıran rüzârın esintisi,
Uçarsa seni yuvana.
Salınınca esintisinde alize rüzgârının incir ağacı
Yılanlar gibi dolanınca yine kıvrık dalları,
Çıplak dağdan yükselince yalnız bir şölene dolunay
Ve ruh katınca ortalığa gölgesiyle,
Süzülen bulut gemileri arasında konuşunca. Rüyadaymış gibi kendi kendine ve büyüleyince geceyi Gölün üstünde, ruh ve şiir kılınca sessizce
Yüreğimin ta derinlerinde uyanır müzik,
Başkaldırır sonra ruh şiddetli bir özlemle,
Gençleşir âdeta ve arzular coşkun hayata dönmeyi,
Dövüşür kaderle ve sezer neyi yitirdiğini,
Şarkılar mırıldanır kendine, mutluluk düşüyle oynar,
Bir kez daha başlamak ister, bir kez daha
Uzak gençliği ateşlemek soğumuş bugünde,
İster yollara düşmek, baştan çıkarmak ve yıldızlara kadar
Uzanmak salkım saçak arzuların koyu çan sesleriyle. Tereddütle kapatırım pencereyi, lambayı yakarım,
Görürüm beklediğini yatağın solgun ışıltılı yastıklarının,
Bilirim dolanır ay dünyanın etrafinda ve eser bulutların şiiri
Dışarıdaki rüzgarda coşkuyla, gümüşi bahçenin üzerinde,
Dönerim yine usulca alıştığım şeylere,
Duyarım uyuyana kadar gençlik şarkımın çınladığını.
Ne garip, ne acayiptir,
Hiç durmadan her gece
Akması çeşmenin sessizce,
Akçaağaç gölgesinin serinliğinde.
Ve daima bir rayiha gibi süzülmesi
Ayışığının çatıların üzerinde
Serin, karanlık havada
Uçması hafif bulut sürülerinin.
Bütün bunlar var ve kalacak öylece,
Ama biz dinlenip bir gece
Yollara düşeriz yine,
Durup da düşünmez bizi kimse.
Ve belki yıllar sonra,
Rüyamıza girer o çeşme
Avlunun kapısı, evin çatısı
Şimdiki ve sonraki haliyle.
Işıldar durur sıla gibi
Oysa kısacık bir moladır
Yabancı misafire yabancı bir çatı,
O ne şehri bilir artık ne de adları.
Ne garip, ne acayiptir,
Hiç durmadan her gece
Akması çeşmenin sessizce,
Akçaağaç gölgesinin serinliğinde!