Ama bu tatlı düşünce ölü bir kuş gibiydi, bir çocuğun üfleyerek kanatlarındaki tüyleri kabartmaya çalıştığı ölü bir kuş. Yaşamıyor, gözünü açmıyordu hiç, insanın elinden kurşun gibi düşüveriyordu, ne neşe, ne bir ışıltı, ne sevinçle dolduruyordu insanın yüreğini. Tuhaftı doğrusu, bu son günler pek çok kez dikkatine çekmişti: düşünmek istediği şeyi bir türlü düşünemiyordu; düşüncelerine söz geçiremiyor, düşünceleri canlarının istediği yönde akıp gidiyordu, özellikle de kendisine eza veren sorunlar çevresinde dönüp dolanıyor, onun karşı koymasını umursamıyorlardı. Sanki beyni bir kaleydoskoptu da yabancı bir el görüntüleri dilediği gibi değiştirmekteydi.