İlişkilerimiz “bozuk” değildir. Başka insanların, olmalarını istediğimiz gibi olmamaları da onların “bozuk” olduğu anlamına gelmez. Bütün ilişkiler karşılıklıdır; yani ilişkide olduğumuz kişileri yansıtırız. Benzer benzeri çektiği için, içimizde olanı çekeriz.
Altta yatan planlarınıza ve yanılsamalarınıza sıkıca tutunduğumuz sürece gerçekten sevemeyiz. Karşınızdakine oldukları kişi olmaları için izin verin. Bırakıp giderlerse, belki de gitmeleri gerektiği içindir.
Her ilişkinin bir ömür boyu sürmesi gerekmez; bazılarının bitmesi gerekir. Bazılarının elli yıl, bazılarının altı ay sürmesi gerekir. Bazı ilişkiler ancak kişilerden biri öldüğünde tamamlanır; bazıları ise kendini biz yaşarken tamamlar. Bir ilişkinin süresi ya da bitiş şekli aşka yanlış değildir. O hayattır, o kadar. Sonuçta, ilişkilerde tamamlanıp tamamlanmadıkları ve en iyi nasıl tamamlanacakları çerçevesinde bakmak zorundayız.
Yeryüzünde bir minik değişiklik yapamamış, küçücük bir iz olsun bırakamamış biz sıradan insanlar, bedenimizle olmasa
bile ismimizle ölümsüz olabilmeyi isteriz için için. Çok korkarız silinip gitmekten, unutulmaktan. Ne var ki pek az insan dünya döndükçe hatırlanma şerefine nail olabilir aramızda.
Dürüst, faziletli bir insan olmak, hatırşinas evlatlar yetiştirmek, kimseyi incitmemek ya da hayatında hiç rüşvet almamış bir memur olarak son nefesini teslim etmek, bir adı ölümsüz kılmaya yetmez genellikle. Eğer suyun kaldırma kuvvetini keşfetmediyseniz, bir dünya savaşı başlatacak kadar korkunç biri değilseniz ya da fevkalade şiirler yazmamış, en güzel şarkıları söylememiş, mucizevi resimler yapmamışsanız, ne sebeple hatırlanacaksınız?