"...İnsanları aç bırakmaya, hiçbir neden yokken onları cezalandırmaya hakkınız yok. İnsanların hayatlarını, özgürlüklerini ellerinden almaya hakkınız yok. Herkesin doğuştan bunlara hakkı var ama sizin bunları almaya hakkınız yok. Savaşı kazanmak size böyle bir hak vermez. Daha çok silahınızın olması size böyle bir hak vermez. Başkent'te doğmuş olmanız size böyle bir hak vermez. Hiçbir şey size böyle bir hak vermez..."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Açlık Oyunları, genç kurgu okumaya başladığım seri, yeri bende epey ayrıdır. Açlık Oyunları dünyasından yeni bir kitap çıktığını duyunca heyecanlanmıştım, Snow hakkında olduğu için önyargılıydım ama kitabı sevdim.
Açlık oyunlarının ilk yıllarını okumak, Snow'un çok fazla şey değiştirdiğini fark etmek ve Açlık Oyunları fikrinin Snow'un babası yüzünden uygulandığını öğrenmek etkileyiciydi.
Snow karakterine gelince, şaşırdığım çok fazla şey yaşadı / yaptı. Ufacıcık bir an sempati duydum, iyi bir insan olabileceğine inandım gibi, ama Snow'un eninde sonunda bir şeyler yaşayacağını ve bizim bildiğimiz karakterine ulaşacağını biliyordum bu yüzden şaşırdım diyemem. Üzüldüm diyebilirim, Snow'a değil de Lucy Gray'e ve Sejanus'a üzüldüm. Sejanus bayağı saf bir karakterdi, çok bağlanamasam da üzüldüm onun yaşadıklarına.
Lucy Gray ise, on ikinci mıntıkanın ilk galibi, Katniss'e aşırı benzettiğim bir karakter. Aynı şarkıları söylemeleri beni duygulandırdı. Katniss "Deep in the meadow" şarkısını söylediğinde Snow ne tepki verdi deli gibi merak ediyorum.