Yani, aynı suç için Ceza Yasasının 141'inci maddesinden gözaltına alın, sonra komünizm propagandası yapmak suçundan 142'nci madde gereğince yargılan, suçun niteliği değişsin; Anayasayı tağrir, tebdil ve ilga suçunun kapsamına alın, Yargıtay "suçu yok" desin, bundan sonra da aynı eylem için bir yıllık bir cezayı öngören 312'nci maddeye sokul, ondan sonra da dosyan kaldırılsın!..
Sen sağ, ben selamet!
Şimdi bana soruyorlar:
-Hangi maddeden yargılanmıştın?
Ne diyeyim! Bunları uzun uzun anlatmamak için:
Yüz kırk altı küsür, komünizm falan, Anayasa'yı tağyir, tebdil, ilga filan... diyorum, çıkıyorum işin içinden.
Sıkıyönetim davalarındaki iddiaları duydukça, okudukça:
Yahu amma da sağlam sınıfmış bu burjuva sınıfı. Önüne gelen bu sınıf üzerinde hakimiyet kuruyor, yine de bu sınıfa bir şeyler olmuyor, diye gülüşürdük. Bu da bir cezaevi eğlencesiydi.
Şu burjuva sınıfı üzerinde kimler tahakküm kurmamıştı: ortaokul öğrencileri, albaylar, sendikacılar, generaller, genç kızlar, öğretmenler, işçiler, köylüler...
Yargıç soruyor:
-Bu Alacakaplan ile Mumcu, fakültede komünist olarak mı tanınırdı?
-Evet efendim.
Tamam. Komünistliğimiz, ülkücü tanıkların "bilirkişiliği" ile hemen oracıkta kanıtlanmış oldu. Bundan sonra savun kendini savunabilirsen. Koskoca ülkücü gelmiş, komünist olup olmadığını saptayıvermişti.
Savcı Mustafa Akın ile aylarca, karşı karşıya durduk. "Duruşma" sözcüğü buradan geliyor herhalde. O durdu. Ben durdum. Öteki sanıklar durdu. Böylece duruşmuş olduk.