Geçmiş bir vakti çalmaya başlar, ansızın, Uzak yaziarına asılı yarasalar Gibi eski günlerinde duran saatler. Dolaşır seslerle anıların iğneli Karıncaları etimde. Düşer üstüme, Kürek kürek, cıvık topraklarıyla gece. Demir bir tekerlek döner taşta, yanaşır Kapıma pişmanlığın çektiği araba. Neden ağzı açık indirilen kutunun? Nerden çıktı bu çivi? Yoksa sarıldığım Yalnızlığın ölüsü mü boylu boyunca? Özlem, kuyruğu kısık, kaldırır bumunu Ve ulur. Tüylerini okşarım usulca. Bir tuğla kurtulur kuleden, ayna çatlar. İrin rengi bir ay yuvarlanır damlarda. Şimşeklerle aydınlanan ıslak camlarda Uzamış yüzler belirir: sen, hepsi de sen!
Sayfa 532·Kitabı okudu
Kıyamete kadar yıkılmaz çatı; Kabir! Ha doksan bir olmuş evlerin katı, Ha bir! Karanlık, deştikçe dipsiz karanlık. .. Düşün! Olanca gerçeği işte, bir anlık Düş' ün. Tükür bu hayatın irin yüzüne! Tükür! Gam yeme, çıkmak var yolun düzüne; Şükür!
Sayfa 129
Reklam
Mazimiz! Hangi mazi ? Mazime yaslanırsam duramam ayakta... Geleceği düşünmek hepten çıldırtıyor... N'olur kestane olsun saçların... Beynini eteklerime dök... Benim dünyam bakırcılar çarşısına benzer Çekirge. Ne yana kaçsan, hangi sokağa dalsan beynine çekiçler iner.. Sen de, Sen de uzak dur Polyanna! Bu cinnet bulaşıcı, bu cinnet hüzzam, bu cinnet, irin ve kir kokuyor... Seni benden esirgedin, gözlerin kadar güzel istikbâller paketleyemem artık kucağında...
HANGİ TEVBE SİLER BU SİMSİYAH NAKIŞI - HÜSEYİN ASLAN
Bakışlarım da kırık camlar, dilimde toprak tadı İrin gibi taşımışım sırtımda ben bu dünyayı.
HANGİ TEVBE SİLER BU SİMSİYAH NAKIŞI - HÜSEYİN ASLAN
Bakışlarım da kırık camlar, dilimde toprak tadı İrin gibi taşımışım sırtımda ben bu dünyayı.
HANGİ TEVBE SİLER BU SİMSİYAH NAKIŞI - HÜSEYİN ASLAN
Bakışlarım da kırık camlar, dilimde toprak tadı İrin gibi taşımışım sırtımda ben bu dünyayı.
Reklam
Reklam