Geçmiş bir vakti çalmaya başlar, ansızın,
Uzak yaziarına asılı yarasalar
Gibi eski günlerinde duran saatler.
Dolaşır seslerle anıların iğneli
Karıncaları etimde. Düşer üstüme,
Kürek kürek, cıvık topraklarıyla gece.
Demir bir tekerlek döner taşta, yanaşır
Kapıma pişmanlığın çektiği araba.
Neden ağzı açık indirilen kutunun?
Nerden çıktı bu çivi? Yoksa sarıldığım
Yalnızlığın ölüsü mü boylu boyunca?
Özlem, kuyruğu kısık, kaldırır bumunu
Ve ulur. Tüylerini okşarım usulca.
Bir tuğla kurtulur kuleden, ayna çatlar.
İrin rengi bir ay yuvarlanır damlarda.
Şimşeklerle aydınlanan ıslak camlarda
Uzamış yüzler belirir: sen, hepsi de sen!
Kıyamete kadar yıkılmaz çatı;
Kabir!
Ha doksan bir olmuş evlerin katı,
Ha bir!
Karanlık, deştikçe dipsiz karanlık. ..
Düşün!
Olanca gerçeği işte, bir anlık
Düş' ün.
Tükür bu hayatın irin yüzüne!
Tükür!
Gam yeme, çıkmak var yolun düzüne;
Şükür!
Mazimiz! Hangi mazi ? Mazime yaslanırsam duramam ayakta... Geleceği düşünmek hepten çıldırtıyor... N'olur kestane olsun saçların... Beynini eteklerime dök... Benim dünyam bakırcılar çarşısına benzer Çekirge. Ne yana kaçsan, hangi sokağa dalsan beynine çekiçler iner..
Sen de,
Sen de uzak dur Polyanna!
Bu cinnet bulaşıcı, bu cinnet hüzzam, bu cinnet, irin ve kir kokuyor... Seni benden esirgedin, gözlerin kadar güzel istikbâller paketleyemem artık kucağında...