Kara bir irin akıyor öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların. Kara bir salgıdır çünkü büyük serüvenler ve çocukların soluk alışları da. Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına.
Alıntı
Ahmed Arif
Yangınlar, Kahpe fakları, Korku çığları Ve irin selleri, aç yırtıcılar, Suyu zehir bıçaklar ortasındasın. Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay! Pusatsız, duldasız, üryan Bir cana bir de başa Seher vakti leylim - leylim Cellat nişangahlar aynasındasın. Oy sevmişem ben seni...
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Antik, mitolojik ve çatlamış bir heykelim, irin akıyor benden, içimin semasında, martılar kamikazeyî uçuşlar yapıyor...
(Rüya) 24.05.2026 (Lilith her şeyi devirmişti. Kanlar içindeydi. Taraftarlarının -özgür kadınların- önünde zafer dansını gerçekleştirmiş, yıllardır inkâr edilen kudretini bütün insanlığa kabul ettirmiş,Bir ata olarak cinsini özgürleştirmeyi başardı. Gözbebekleri kıpkırmızıydı. Çocuk yavaşça Lilith’in yanına geldi. Etraflarında onları izleyen yüzlerce insan vardı. Hayranlıkla Samimiyetle bakıyorlardı.) Lilith:Artık karanlığın hükümetini kurabilirim sevgilim. (Çocuk bir anda Lilith’i kolundan çekip kendine yaklaştırdı ve öpüşmeye başladılar. İlk defa çocuk baskın çıkıyordu. Lilith ısırıyor, Bastırmaya çalışıyor, Ancak yaralayamıyordu. Sanki içindeki bütün karanlık çözülüyordu. Lilith’in bedeninden irin gibi koyu bir karanlık akmaya başladı. İçindeki cinayet arzusu, Yıkım isteği, Kötülük tutkusu çığlık atarak can çekişiyordu.
Edebiyat
Benim Annem (2)
annem gecenin en karanlık yerinde otururdu yüzünde yüzyıllardır susmuş kadınların gölgesi ellerinde taş değirmenlerin sabrı vardı dünya yıkılsa ses çıkarmazdı da çocuklarından biri öksürse içindeki bütün dualar ayağa kalkardı biz zorlukları bir kader ayeti gibi ezberledik onun dizlerinin dibinde damdan düşen yağmurun sesini boş tencerenin yankısını çatlamış duvarlardan içeri giren kışı annemin sessizliğinde dinledik yıllarca bizim burada anneler biraz topraktır biraz mezar taşı biraz ağıt biraz kurumuş nar ağacı ömürleri tandır dumanına karışmış eski bir ilahi gibidir annemin saçlarına erken çöktü kar çünkü bazı kadınlar yaşlanmaz azar azar ölür gün doğmadan kalkardı henüz horozlar bile uyurken o, buz tutmuş avluda su taşırdı parmakları çatladığında kan değil sanki yıllardır sakladığı bir yoksunluk akardı içinden irin irin sonra geçerdi tandırın başına
bir eylül günü saçlarımda kırgın nehirler rüzgarın dudağında kawa ruhlu bir sızı sarı okyanusunda Mezopotamya’nın tutuşturdu anızları ve sardı her yeri yeşil alevler kibrin dehlizlerinde gri bir koku yeşilimsi irin sularında ürkek kurbağalar I. her güz bitimi düş tacirlerine satılırken alın teri gördüğü her Arabi kelimede dualar okurken babam anladım suyun ve sessizliğin kudretini burçak tarlalarının sarı okyanusu kuruduğunda
Şiir