Uyuyan Vicdanları Uyandıran Bir Tokat: Hacı Ağa’yı Okurken
Puan vermedi·105 syf.··
2026 9. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 04:48
Sadık Hidayet’in Hacı Ağa’sını bitirdiğimde içimde tuhaf bir fırtına koptu. Kitaba başlar başlamaz o Hacı Ağa'nın nasıl bir kan emici olduğunu iliklerime kadar hissettim. Sözde dindar, özde halkın cebindekini çalan, çaldıklarıyla semiren o tanıdık silüet... Okurken sayfalara bakıp içimden hep şunu söyledim: "Ulan hiç yabancı gelmiyorsun, sanki her gün karşımda gibisin!" Gerçekten de öyle değil mi? Etrafımız insanları açlıkla, yoksullukla sınayıp dini hurafelerle uyutan, kendi kasasını doldururken her türlü arsızlığı mübah gören bu adamlarla dolu. Sayfalar aktıkça, adamın serveti ve kibri büyüdükçe benim de vicdanım sızım sızım sızlamaya başladı. Göz göre göre yapılan bu hırsızlıklar, bu riyakârlık karşısında "Kimse mi dur demeyecek, kimse mi buna isyan etmeyecek?" diye yiyip bitirdim kendimi. Bir ara o ağır, kasvetli ve ikiyüzlü dünya ruhuma öyle bir çöktü ki, kitabın sonlarına yaklaşmama rağmen kaçıp uyumak, o ağırlıktan kurtulmak istedim. Ama sonra... Tam da sessizliğin ve umutsuzluğun dibindeyken sahneye o şair çıktı ve uykum falan kalmadı! O şairin, Hacı’nın karşısına dikilip bütün şerefsizliklerini, bütün yalanlarını suratına bir tokat gibi çarpması var ya... İşte o an, okurken içimde biriken o zehirli irin aktı gitti. O adam konuştukça ben rahatladım, o haykırdıkça vicdanımın ağrısı dindi. Resmen içsel bir arınma yaşadım. İnsan o an tek bir şey diliyor: Vicdanı olan, insan olan herkes keşke o şair gibi olabilse. Dünya maalesef bu Hacı Ağalarla kaynıyor, bitmek de bilmiyorlar. Ama o şairin sözleri insana umut veriyor. Bir gün gerçekten herkesin bilinçlendiği, bu kan emicilerin yüzüne gerçeklerin korkusuzca haykırıldığı o devrim dolu günlerin geleceğine inanmak istiyorsun. Çünkü karanlığı, sahteliği ve bu uykuyu ancak gerçeği yüzlerine çarpan o cesur kelimeler
Hacı AgaSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 20172,879 okunma
Kadın olmak mi??
8/10
·150 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
KARANLIK KIZ Anneliğe ve kadınlığa dair ne kadar yıkıcı bir sorumluluk olduğunu, insanı okurken derin derin düşündüren bir Elena Ferrante kitabı.. Toplumun kadına dayattığı kalıplara cinsiyetinizden bir an soyunarak bakıyorsunuz ve soruyorsunuz peki sen ne istiyorsun kadın? Aile kurumunun varlığına inceden inceye eleştiriliyor ve neden hep bu aile yapısı kadın üstünden kadın merkezli diye soruyorsunuz duygusal sondajlar çok başarılı işlenmiş. Annelik hakikaten kutsal mı? Her kadın bu olguyu tüm benliği ile benimsemek zorunda mı? Veyahut bunu taşıyabilir mi? Kitapta Leda ikinci gebeliğinden bahsederken ‘’içimde, büyüyen bir kan irin torbası’’ ifadesini kullanıyor,bu ifadeyi toplumun hiçbir kesiminden duyamazsınız toplumlar bu cümleyi kurmaya müsaade etmez ama neyse ki edebiyat var iyi ki var.. Leda ile o harika betimlenen sahilde bunun üstüne konuşsaydım eğer elini tutarak ona Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’ adlı eserinden şu alıntıyı söyler yüreğine bir soğuk su serperdim ‘’fakat her şey geçer, her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin bir manası yoktur. İnsan biraz da kalender olmalı’’ derdim … Kitabın aynı isimde Maggıe Gylenhaal yönetmenliğinde 2021 yapımı bir filmi de var, Olivia Colman ‘ güçlü performansı ile oldukça başarılı, izlemeye değer..
Karanlık KızElena Ferrante · Everest Yayınları · 20231,386 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·337 syf.·
2026 13. kitabı
Romanı, tam anlamıyla yine kendi içinden bir cümleyle ifade etmek en mümkünü gibi: “Ağrıyan aklımdan irinler sızıyor… ve buna kelime diyorsunuz… ah siz…” Roman dedim ama nasıl bir roman… okurken de insanın aklından irin akıtacak türden. :) Ama yine de ayrı bir tadı var bu tarz romanların; kurguya odaklanıp okuyup geçmek değil de kendini okumak gibi daha çok. İnsanın kendisine ayna olan bir roman. Bununla beraber kitap kurgudan da nakıs değil, yazar kurguyu adeta parça parça vermiş ve yapbozu bizim tamamlamamızı istemiş gibi. Bu yüzden, insan sadece psikanaliz yazısı okuyor gibi de olmuyor ilerisini de merak edip parçaları birleştirerek anlamaya çalışıyor. Zordu ama güzeldi, zoru seven okusun… :) Bazen insan bu minvalde yazılanları da özlüyor okumak için; hayat sadece hikaye okumak değildir naçizane.
Düş KesiğiGüray Süngü · Ketebe Yayınları · 20201,055 okunma
7/10
·346 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
İnsan ruhunun karanlık ve ışıklı dehlizlerinde gezinirken, tutkunun ve kibrin nasıl iç içe geçtiğine, aşk denen o yüce ve bir o kadar da yıkıcı afetin insanı nasıl un ufak ettiğine tanık olmak, bir meleğin dahi hafızasını sarsacak kadar ağır bir yüktür. "Madam Pera", sadece eski İstanbul'un, o ihtişamlı ve kozmopolit Beyoğlu'nun şık salonlarında geçen bir dönem anlatısı değil; aynı zamanda insanın kendi eliyle inşa ettiği, kendi arzularıyla tutuşturduğu bir cehennemin anatomisidir. Dışarıda kolera salgını, ölüm, yoksulluk ve savaş şehrin üzerine ağır bir pelerin gibi çökerken, içeride, kristal kadehlerin ışıltısı ve özel dikim Fransız kıyafetlerinin ihtişamı arasında kendilerini dünyadan yalıtmış bir avuç insan, birbirlerinin ruhlarındaki yaraları kanatmaktadır. Bu masanın etrafında toplananlar, yalnızca dostluklarını değil, gizli kıskançlıklarını, bastırılmış hırslarını ve derin korkularını da birbirlerine ikram ederler. Güzelliğiyle etrafındaki her canlıyı ve eşyayı kendi çekim alanına hapseden, kibrini bir zırh gibi kuşanan Pera; zekasıyla etrafını manipüle eden, aşkı bir savaş gibi gören zehirli ve çekici Tamara; geçmişin asaletine sığınan Gavarş; alaycılığının ardında büyük bir sevgi açlığı saklayan Tavit ve elbette bu gösterişli tiyatronun en masum, dolayısıyla da en acımasızca kurban edilecek olan aktörü Ethem... Bu hikayenin merkezinde, insanın o en büyük trajedisi, yani koşulsuz, hastalıklı ve nihayetinde yok edici bir sevgi yatar. Ethem, Pera'ya duyduğu aşkı bir din, bir ibadet gibi yaşar; onu bir put gibi yüceltir. Ancak bu öyle bir aşktır ki, Pera'nın uçarı, özgürlüğüne düşkün, sadakati kendi narsizmine kurban eden doğası karşısında Ethem'i günden güne zehirler. Pera, kendisine sunulan bu saf sevgiyi bir oyun hamuru gibi ezer, Ethem'in gururunu hiçe sayar
Madam PeraHakan Laloğlu · Armoni Yayıncılık · 20247 okunma
10/10
·336 syf.··
2019 30. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2019 10:09
Bir yanda demir gibi soğuk, ökçesiyle ezer geçer bir oligarşi; öte yanda açlık, yoksulluk ve öfkeyle yoğrulmuş milyonlarca insan. London burada durup süslü cümlelerle oyalanmıyor. Doğrudan suratına vuruyor gerçeğin. Yediğiniz yemekte kan var! dedirtiyor Ernest Everhard’a, o sarışın canavara, o ideal devrimciye. Ve okurken hissediyorsun ki yazarın kendisi de masada oturmuş, o zenginlerin suratına aynı sözleri haykırıyor. London’ın klasik ham, güçlü, neredeyse yumruk gibi inen üslubu. Betimlemeleri vahşi doğa romanlarındaki kadar canlı ve acımasız. Ama bu sefer orman kurtları değil, uçurum insanları var karşında: “…berbat bir nehirdiler, uçurum insanlarıydılar… kudurmuş halde sonunda ayaklanmış, böğürerek efendilerinin kanlarını istiyorlardı…” Bu cümleler London’ın elinden çıktığında, romantik bir manzara resmi değil, kan ve irin kokan bir gerçeklik tablosu çıkıyor ortaya. Kelimeler yumuşak değil; keskin, sert, işçi sınıfının öfkesini taşıyor. Yazarın sosyalist inancını saklamaya hiç niyeti yok. Ernest Everhard üzerinden konuşuyor, nutuk atıyor, ders veriyor evet, bazen roman makaleye, bazen manifestoya dönüşüyor. Ama London bunu bir kusur olarak görmüyor; tam tersine, amacı bu zaten. Okuru uyandırmak, sarsmak, ayağa kaldırmak istiyor. Yapı olarak da zekice bir numara çekmiş. Romanı bulunmuş elyazmasıbdiye sunuyor. Avis Everhard’ın gözünden anlatılıyor olaylar. Ama üstte bir çerçeve var: Gelecekten (2600’lerden) bakan bir editör, Anthony Meredith, dipnotlarla düzeltiyor, açıklıyor, Biz kazandık diyor. Bu katmanlı yapı London’ın en sevdiği oyunlardan: Hem trajediyi anlatıyor (Ernest’in yenilgisi, kanlı Chicago Komünü), hem de umudu koruyor (“Sonunda biz kazandık, kardeşler”). Bu ikili bakış, onun maceracı ruhuyla devrimci ruhunun birleştiği yer. Dili? Sade, güçlü,
Edebiyat
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma
Suzan Defter “Aynı Günün Farklı İki Yalnızı” İncelemesi
Puan vermedi·128 syf.··
2026 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 14:38
Ayfer Tunç bize bu kitapta klasik bir “aşk hikâyesi” sunmuyor. Burada işler biraz daha karışık: iki yalnız insan, iki ayrı günlük, bolca iç ses ve “Hayatı uzun sürmüş bir sıkıntıdan ibaretti” cümlesinin farklı yansımaları… Kitabın en eğlenceli tarafı; biçimi. Sol sayfada erkek karakterin günlüğü, sağ sayfada kadın karakterinki. Yani dedikodu çift taraflı (keşke her dedikodu bu şekilde iletilseydi isteği...). İsterseniz bir tarafı bitirip diğerine geçiyorsunuz, isterseniz aynı günü iki farklı bakış açısından okuyorsunuz. Kısacası kitap size diyor ki: “Haklı olan kim, kendin karar ver.” Ama siz sayfalar ilerledikçe şunu fark ediyorsunuz: Haklı olan yok, kırgın olan çok. Derya karakteri adeta “Hayatta Kendine Rol Bulamayanlar Derneği” başkanı. Kendi kimliğini kuramamış; kardeş, eş, arkadaş gibi yan rollerle yetinmiş. Başrol olmak istemiş ama senaryo hep başkasının elinde. O olmayınca da başkalarının hayatlarını kendi hayatı gibi benimsemeye başlamış. Yani tam anlamıyla duygusal bir “misafir oyuncu”. Ek­mel Bey ise hayatı “uzun süren bir sıkıntı” olarak tanımlayabilecek kadar motivasyonu düşmüş bir avukat. Evi satmak istemiyor ama alıcılarla sohbet etmek için satılığa çıkarıyor. Düşünün, yalnızlık öyle bir boyutta ki emlak ilanı açmak terapi yöntemi olmuş. “3+1, güney cephe, içi umut dolu (şaka, umut yok).” Derya da Ek­mel gibi yalnız. Hatta öyle yalnız ki evi almayacağını bile bile alıcıymış gibi Ek­mel’in kapısını çalıyor. Bu noktada insan şunu düşünüyor: Türk edebiyatında flört yöntemleri gerçekten çok yaratıcı. İkilinin kesişmesi romantik bir komedi gibi başlamıyor; daha çok “iki kırık sandalye birbirine yaslanırsa düşmez” mantığıyla ilerliyor. İçlerinde birikmiş “irin” dolu yalnızlıklar var (evet, mecaz biraz sert ama
Edebiyat & Roman
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma