Aslında bu kitabı bir yerden görerek, duyarak ya da bilinçli bir şekilde almadım. Geziniyordum bir kitapçıda ve dikkatimi çekti. Hakan Günday'ı da bilmiyordum, benim ayıbım. Bir kitabın adı niye az olur diye merak ettim ve kitabın arkasını okumaya başladım ki normalde hiç sevmem. Şunlar yazıyordu arkasında "Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var" Dur dedim, alıyorum.
Keşke kitabı hiç okumamış olsaydım ve yeniden başlayabilseydim. O duyguları tekrar yaşayabilseydim çünkü benim için eşsiz bir kitaptı. Kitap okumak kişisel bir şeydir ve herkesi farklı etkiler bunu kabul etmek lazım bu yüzden abartıyorsun diyebilirsiniz ama "az" bile diyorum :) Kesinlikle okunulması, üstüne düşünülmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum özellikle şu günlerde. Birkaç sevdiğim alıntıyla gevezeliğimi sonlandıracağım.
" 'Uykumda' diye düzeltecekti ki, içinde yattığı tekne sessizce uykuya battı. On bir yaşındaydı. Hem on hem bir." (syf 16)
"Çünkü dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti: Umut." (syf 41)
"Kalabalığın kayıtsızlığı karşısında yavaş yavaş sesi kesilen yaygaracı, gerçeği kabullenir ve çevresindeki boşluğu insanlarla doldurur. Buna büyüme denir." (syf 120)
"Çünkü görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı." (syf 173)
" Follia adındaki sonsuz melodinin eşliğinde
Birbirlerine son kez bakıp uyudular.
Ölümüne.
Seksen yaşındaydı.
İkisi de.
Birlikte olabilmek için kırk yıl,
Birlikte ölebilmek için de
Bir kırk yıl daha
Yaşamışlardı." (syf 355)