Onun düşüncesince köylerin, kasabaların, şehirlerin adlarına da gerek yoktu. Hepsi "dünya" demekti. Balık, denizinde nasıl hiçbir mantığa, hiçbir kanuna bağlı olmadan, rahat rahat yüzerse, o da dünyasında öyle serbest gezerdi. Ilkbaharlar, sonbaharlar, yazlar, kışlar doğanın birer efsanesiydi. Hükümet, kanun, aile, din, ahlak, kısaca her şey onun için anlamı olmayan birtakım uydurma şakalardı. Vücut bir rüyaydı. Yaşam bir seraptı. Ancak cahiller bu rüya ile seraba aldanırlar, boş yere üzülürlerdi. Gerçek "bir"di. O da "aşk"tı. Aşkı idrak eden büyük gerçeğe ermiş, dış, iç evrenin, hakkın anlamını anlamıştır.