“O kadar çok işim var ki hiçbirine yetişemiyorum” demek yerine (bu, sızlanma gibi algılanacak ve “O zaman akşam daha geç çık” şeklinde acımasız bir yanıt alacaktır), “Bugün bitirilebilecek birçok proje var. Asıl önceliğin hangilerinde olduğunu ve hangilerinin yarına kadar bekleyebileceğini bana söyleyebilir misiniz?” diye sorun.
“Terfiyi Barry’nin almış olmasını adil bulmuyorum” diyeceğiniz yerde (bu durumda alacağınız “Hayatın adil olduğunu kim söyledi?” gibi bir yanıttır), “Bana bu üç ayın sonunda terfi sözü vermiştiniz ve bu sözünüze sadık kalmalısınız” deyin. “Öğle tatilinde dışarıda uzun kalıp benden yerini doldurmamı beklemeni doğru bulmuyorum” demeyin; bunun yerine, “Saat birde randevu verdiğin müşteriler geldiğinde yerinde olabilmen için, öğleleri işe zamanında dönmen gerekiyor” deyin.
Ne yazık ki, birinci tekil şahısta konuşmak zorbaları etkilemez. “Bana davranma tarzınız hoşuma gitmiyor” derseniz, “Bu senin problemin” diye cevabı yapıştıracaklardır. “Bu tondan hoşlanmıyorsa umurumda bile değil” diye düşüneceklerdir. Ya da sizi geri püskürtmek için daha saldırgan bir tutum
alacaklardır. “Bir randevuyu atladım diye bu kadar tantana yapma!"
Bunun yerine, taleplerinizi sen/siz kelimesini kullanarak belirtin ki, onlar da kendi eylemlerinin yanıtını vermek zorunda kalsınlar. Şöyle deyin: “Benimle saygılı bir şekilde konuşmalısınız.” Ya da “Bundan böyle, buluşmaya gelemeyeceğin zaman önceden telefon et.”
Silahlı fiziksel saldırıların ve şiddetin olağan hale geldiği günümüz dünyasında pasifist bir tutum almak ürkeklik değil akıllılık demektir. Hayatınızı kaybetmektense onurunuzdan ödün verin. Savaşlarınızı kendiniz seçerseniz, bu tür olaylara değişik bir açıdan bakabilir ve birisinin sıranızı kapmasının ya da önünüze geçmesinin esenliğinizle kumar oynamaya kalkışmayı gerektirmeyeceğini görürsünüz.