Kaderde yazılmış şeyler sebepleriyle birlikte yazılır. Onun sebeplerinden biri de duadır. Sebepten soyutlanmış bir şekilde kader yazılmaz. Lakin sebebiyle beraber kader yazılır. Ne zaman ki kul sebebi yerine getirir. O zaman kaderde yazılan şey gerçekleşir. Ne zaman ki sebebini yerine getirmez. O zaman da kader yok olur. Bu tıpkı doymanın ve suya kanmanın yeme ve içme ile, çocuğun cinsel birliktelikle, hasadın ürün ekmeyle ve hayvanın canının onu kesmekle takdir edilmesi (kaderde yazması, ölçülmesi) gibidir. Aynı şekilde cennete girme de amellerle, cehenneme girme de amellerde takdir edilir.
Kişi sırrın bu doğal lafızlarında olduğunu zanneder ve dua edenle birleşen bu hallerden soyutlanarak onu alır. Bu bir adamın gereken yöntemlerle gerektiği vakitte faydalı bir ilacı kullanması ve ona fayda vermesi gibidir. Ama başka biri sadece bu ilacı kayıtsız şartsız kullanılması, istenilen kazanımı elde etmek için yeterli olacağını düşünür ve yanılır. İşte bu insanların çoğunun hataya düştükleri yerdir. Bu sebeple bir kalbin yanında çaresizliyle duası uyumlu olur ve duası kabul edilir. Cahil sırrın kabirde olduğunu zanneder. Sırrın çaresizlik ve Allah'a samimiyetle sığınmada olduğunu bilmez.
Bir kişinin başına keder ve hüzün gelirse ve “ Allah'ım ben senin kulunum. Senin kulunun oğlu ve senin cariyenin oğluyum. Benim başım senin elindedir. Bana senin hükmün geçerlidir. Senin kararın bana adildir. Allah'ım senden senin olan, kendini onunla isimlendirdiğin bütün isimlerinle veya kullarından birine öğrettiğin veya kitabında indirdiğin veya onu gayb aleminde kendi yanına seçtiğin bütün isimlerinle Kuranı azimi kalbimin baharı, göğsümün nuru, hüznümün gidericisi ve endişemin gidişi kılmanı istiyorum” diye dua ederse, mutlaka Allah azze ve celle onun endişesini ve hüznünü giderir. Onun yerine ferahlık koyar.”
Peygamber aleyhisselam bir şey zihnini meşgul edip onu üzdüğünde başını semaya kaldırıp "Subhanallahil Azim" derdi. Duada ısrar ettiğinde "Ya hayyum ya kayyum" derdi.