R.N. İrukin

'Gelmez ki,' dedi Frank ve ona bakıp kahkahayla gül­dü. Haklıydı. Baba başını pencereden çıkardı, bağıra çağıra yerde yuvarlanan Angela ile bana ve başımızda dikilerek kahkahalarla gülen Frank'e baktı. Bizim ihtiyar başını içeri soktu ve sonrasında o tantananın sebe­bini sormadı bile. İnsanlar onun uzmanlık alanı değildi.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

R.N. İrukin

, bir kitap okudu
9/10
·184 syf.·
14 günde okudu
·
2025 59. kitabı
Kurt Vonnegut
7.8/10 · 2.153 okunma
Aziz Bay Hoenikker: Yoksa Sevgili Hoenikker Birader mi demeliyim? Ben, hayatını serbest yazar olarak kazanan eski bir Cornell Delta Upsilon mensubuyum. İlk atom bomba­sıyla ilgili bir kitap için malzeme topluyorum. Kitabın içeriği, 6 Ağustos 1945'te, yani bombanın Hiroşima'ya atıldığı gün yaşanan olaylarla sınırlı tutulacak. Rahmetli babanız genel olarak bombanın yaratıcı amir­lerinden biri kabul edildiğinden, bombanın atıldığı gün babanızın evinde yaşantının nasıl olduğuna dair anlata­bileceğiniz her ayrıntı için size minnet duyacağım. Saygıdeğer aileniz hakkında gereken ölçüde bilgiye sa­hip olmadığımı üzüntüyle bildiriyorum ve bu nedenle kardeşleriniz olup olmadığını da bilemiyorum. Eğer kardeşleriniz varsa, benzer isteklerde bulunabilmem için adreslerini almak isterim. Bomba atıldığında çok küçük yaşta olduğunuzu biliyo­rum ki bana sorarsanız bu yararınıza olmuş. Kitabım bombanın teknik yanından ziyade insani yanını vurgula­yan bir çalışma olacağından, o güne dair hatıraların -ifademi bağışlarsanız- bir 'bebeğin' gözünden anlatıl­ması konuya gerçekten son derece uygun düşecektir. Yazım tarzı ve biçim konusunu dert edinmeniz gerek­mez. Hepsini bana bırakın. Yalnızca hikayenizin ana hatlarını aktarın, yeter. Elbette ki yayınlanmadan önce yazdıklarımın son halini onayınıza sunacağım. Biraderce muhabbetle ..
"Olmuş mu salıiden öyle bir şey?" dedi Maggie White. Pek kafalı sayılmazdı ama insanda feci bebek yapma arzusu uyandı­rıyordu. Bakan erkekler hemen, oracıkta bebekle doldurmak isti­yordu içini. Daha tek bebek bile doğurmaınıştı ama. Doğum kont­rol hapı kullanıyordu. "Elbette," dedi Trout. "Yaşanmamış bir şey yazıp satmaya kalk-sam içeri tıkadar beni. Sahtekarlığa girer çünkü." inandı Maggie. "Hiç düşünmemiştim bunu." "Şimdi düşün." "Reklamcılık gibi. Reklamlarda doğruyu söylemezsen başın belaya girer." "Tastamam. Aynı kanunlar bunda da geçerli işte." "Bizleri de bir kitaba koyabilir misiniz acaba bir gün?" "Başıma gelen her şeyi kitaplara koyarım ben." "Ay, lafıma dikkat edeyim öyleyse." "Et. Ayrıca tek dinleyen ben değilim. Tanrı da dinliyor. Kı­yamet Günü gelip çattığında dediğin ve yaptığın her şeyi sayacak sana. İyiden çok kötü çıkarsa vah haline çünkü ebediyen yanacak­sın demektir. Yanma dediğin feci acıtır." Garibim Maggie bembeyaz kesildi. Buna da inanmıştı; donakaldı. Kahkahayı bastı Kilgore Trout. Ağzından saçılan havyar par­çaları Maggie'nin göğüs dekaltesine iniş yaptı.
Ölüm ve dokuzuncu gün arasında bir şey vardı. Dokuzuncu gün Billy'ninkinin önündeki vagonda da biri öldü. Roland Weary, ta­kunyalı ayaklarında baş gösteren kangrenden can verdi. Falan filan. Weary, artık iyice daldığı sanrıları arasında defalarca Üç Silah­şorları anlatmış, öleceğini kabullenmiş ve Pittsburgh'deki ailesine ulaştırılrnak üzere bir sürü mesaj vermişti. Hepsinden öte, öcünün alınmasını arzuladığından kendini öldürenin adını defalarca söy­lemişti. Vagondaki herkes ezbere öğrenmişti dersi. "Kim öldürdü beni?" diye sormuştu defalarca. Cevabı herkes biliyordu. Cevap şuydu: "Billy Pilgrim."