Eser, Andreyev'in okuduğum ikinci kitabı oldu. İlk okuduğum kitaptan çok etkilenip üzerine uzun uzun düşünmüştüm. Böylesine bir yazarın bu kadar az bilinmesi içinde bulunduğu edebiyatın büyüklüğü yüzünden geri planda kalmışlık mıdır, yoksa eser kendi zamanını ve okurunu mu bekliyor bilinmez ama bu kitabını da hem edebi hem de felsefi açıdan yüksek bir zevkle okudum.
Eserde idam cezasına çarptırılan yedi mahkumun son günleri ve ölüm öncesindeki düşünceleri aktarılıyor. Eserde her mahkum aynı seviyede değil ve aynı davayı paylaşmıyor. Yazarın empati yeteneğini yitirmiş gerçek suçlularla bir ülkü uğruna hareket etmiş mahkumları aynı hikayede vermesi bence esere realist bir yön eklemiş. Bu sayede esere bir propaganda kitabı değil, insan ruhunun derinliklerine inen psikolojik bir kitap okuma zevkiyle yaklaşabildim.
Her ne kadar geri planda kalmış desem de Leonid Andreyev, Rus edebiyatının önemli figürlerinden biri ve eserlerinde genellikle insanın içsel çatışmaları, varoluşsal sorgulamaları ve toplumsal sorunlara dair derin gözlemleri işleyen bir yazar. Yazarın devrimle ilişkisi, hayatı boyunca yaşadığı zorluklar ve dönemin sosyal değişimleri onun ruhunu ve elbette eserlerini de etkilemiş. Yazarın "kişisel kaosunun" eserlerine ilham olması ve yazarın soyut konuları somutlaştırma yeteneği takdire şayan.
Eser bana karanlık ve yorucu gelmedi ama kitap bu temayı sevmeyenleri ve psikoloji sevmeyenleri biraz zorlayabilir. İnsan doğası, adalet, doğru ve yanlış üzerine düşünmek gibi kavramları seven okurların eseri zevkle okuyacağına inanıyorum.
Konu Rus edebiyatı olunca hepimizin beklentisi biraz yüksek oluyor fakat Sovyet edebiyatını realist dönem ile kıyaslayarak değerlendirmek edebi açıdan son derece hatalı bir iş olur. Her iki dönemin yazarlarını besleyen bambaşka