İsa Sarıca

Bundan böyle hiciv yazmak yok Nef’i! Vezir demez, sadrazam demez, hicvederek iki paralık edersin devletimin itibarını. ​ ​NEF’İ : Hünkârım, hicvetmeden duramam ben. İnsanlarda çarpıklıklar gördüm mü, ölsem dile getiririm onları. ​SULTAN MURAT: Öyleyse, yazacağın hicivleri yalnız ben okuyayım bundan böyle. ​NEF’İ: Yalnız benim hükümdarım olmak size yeter miydi, padişahım? Devletli hünkârım benim, hiciv biricik savunma silahıdır kulunuzun, dolayısıyla halkın. Benim susmam halkın boğulması demektir. ​SULTAN MURAT: Halkın gür konuşması da benim boğulmam demektir, şair! Zehrini oraya buraya damlatma artık. ​NEF’İ: Bazı hastalıklara, hünkârım, âcil devadır zehir! ​SULTAN MURAT: O zehri dikkatli kullan da herhangi bir ölüme yol açmasın şair!
Reklam
İbrahim’e erkeklik gücünü ilkel bir psikanalizle kazandıran Cinci Hoca, nerdeyse sadrazamdan bile daha yetkili bir kişi olur çıkar; işi gücü, padişahın şehvetini azdıracak yeni yeni yollar tasarlamaktır artık. ​Murat’ın hükümdarca eyleme geçmesi için gerekli görüntüyü sunan şair Nef’i ise, padişahtan sevgi ve saygı görür, ama bir süre; Murat’ın ölçüsüz davranışlarını önlemeye kalktığında, Murat şiir yoluyla ölüme salar şairini: Söz, uyandırdığı Eylem’in kurbanı olur. İbrahim’in silahtarı Yusuf, efendisine yürekten bağlıdır; oysa Murat’ın silahtarı Mustafa, hünkârı sinsice işrete çekerek onun yıkımına yol açar. Murat’ın son, İbrahim’in de ilk sadrazamı olan Kara Mustafa Paşa, İbrahim’in çılgınlıklarına karşı yiğitçe durur; ve bu uğurda canından olur. Murat’ın (oyundaki) ilk sadrazamlarından Topal Recep Paşa ise, padişahı baskı altında tutabilmek için, kargaşayı doğuran güçlerle işbirliği eder hep. Murat’ın da İbrahim’in de anası olan Kösem’e gelince: Oğullarının sağlık içinde gelişip güçlenmelerine yardım edecek yerde, onları hep kanadı altında tutarak büyümelerini önlemek ister; başaramayınca da onları yok etmenin yollarını arar.
Yetişkinlerin bazısı, çocuklarınsa çoğu bulaşıcı hastalıkları ev hayvanlarından kapar. Genellikle bu hayvanların rahatımızı kaçırmaktan öte bir zararları yoktur ama çok ciddi birkaç zararları vardır. Yakın tarihimiz boyunca insanların ölümüne yol açmış başlıca hastalıklar -çiçek hastalığı, grip, verem, sıtma, veba, kızamık ve kolera- hayvan hastalıklarının evrimleşmiş halidir, işin tuhafı bizim salgın hastalıklarımızın çoğunun nedeni olan mikropların büyük bir kısmı artık neredeyse yalnızca insanlarda görülür. Hastalıklar insanların ölüm nedenlerinin başında geldiği için tarihi biçimlendirmede de önemli rol oynamışlardır. ​II. Dünya Savaşı’na kadar savaşlarda ölenlerin çoğu savaş yaralarından değil savaşla taşınan hastalıklardan ölüyordu. Büyük komutanları göklere çıkaran bütün o askeri tarihler insan egosunun balonunu söndüren bir doğruyu hafife alıyorlar: Eski savaşların galipleri her zaman en iyi komutanlara ve silahlara sahip olan ordular değil, çoğu kez yalnızca düşmanlarına bulaştıracak en berbat mikropları taşıyanlardı.
Sayfa 253·Kitabı okudu
Arkeolojik ipuçları Yeni Gine’de tarımın köklerinin eski olduğunu, MÖ yaklaşık 7000 yılına uzandığını gösteriyor. O tarihte Yeni Gine’nin çevresini saran toprak kitlelerinde hâlâ avcı/yiyecek toplayıcılar yaşıyordu, bu yüzden Yeni Gine’deki bu yiyecek üretimi kendi başına bağımsız olarak başlamış olmalıydı. Elimizde sözü geçen ilk tarlalarda bulunmuş, kuşkuya yer bırakmayacak tarım bitkisi artıkları olmamasına karşın, o bitkilerin arasında, Avrupalıların sömürge kurdukları dönemde Yeni Gine’de yetiştirilmekte olan ve bugün Yeni Gine’deki yöresel yaban bitkilerin evcilleştirilmiş hali olduğunu bildiğimiz bitkilerin aynısı vardı herhalde. Evcilleştirilmiş yerel bitkilerin başında çağdaş dünyanın en önemli bitkisi şekerkamışı geliyordu, şekerkamışının bugün yıllık üretim miktarı iki numaralı ürün ile üç numaralı ürünün (buğday ile mısırın) ikisinin yıllık üretim miktarının neredeyse toplamına eşittir. Yeni Gine kaynaklı olduğundan kuşku duyulmayan öteki ürünler Australimusa olarak bilinen muzlar, Canarium indicum adı verilen fındık ağacı, dev bataklık tarosu, ayrıca yenebilir çeşitli ot sapları, kökler, yeşil sebzelerdir. Ekmekağacı, kök bitkileri yam ve (alışılagelmiş) taro Yeni Gine’de evcilleştirilmiş bitkilerden olabilir, ama yaban ataları yalnızca Yeni Gine’de değil, Yeni Gine’den Güneydoğu Asya’ya kadar yaygın olarak yetiştiği için bu sonuç kuşkuludur. Bunlar acaba geleneksel olarak kabul edilegeldiği gibi Güneydoğu Asya’da mı evcilleştirildi yoksa bağımsız olarak mı, hatta yoksa yalnızca Yeni Gine’de mi evcilleştirildi, bu sorunu çözmek için şu anda elimizde kanıt yok. ​Yine de Yeni Gine’nin canlı varlık örtüsü için çok katı üç sınırlamanın söz konusu olduğu anlaşılıyor. Birincisi, Yeni Gine’de evcilleştirilmiş hiçbir tahıl yok, oysa yaşamsal önemdeki çeşitli
İnsanlık tarihi çoğunlukla, bir şeylere sahip olanlarla olmayanlar arasındaki eşitsiz çatışmalardan oluşur: Çiftçinin gücüne sahip olanlar ile olmayanlar, ya da bu güce farklı zamanlarda sahip olmuş halklar arasında. Yerkürenin geniş bir bölümünde yiyecek üretiminin hiç başlamamış olması bizi şaşırtmamalıdır çünkü ekolojik nedenlerden dolayı bu işi oralarda yapmak bugün de hâlâ çok zor ya da olanaksızdır. Örneğin, tarihöncesi zamanlarda Kuzey Amerika’nın kuzey kutup bölgesinde ne çiftçilik ne hayvancılık vardı, Avrasya’nın kuzey kutup bölgesinde biricik yiyecek üretimi öğesi rengeyiğiydi. Sulama yapmak için gerekli su kaynaklarından uzak çöllerde örneğin Orta Avustralya’da veya Amerika Birleşik Devletleri’nin batısındaki bazı bölgelerde yiyecek üretimi kendiliğinden başlayamazdı.
Reklam