Demek ki şarkı söyleyen, bir asker, soğuğa, cezalara ve aşka duyarlı bir adam değil, düşmanca dikilen dağ idi. Ne acıklı bir hata, diye düşündü Drogo , belki de her şey için aynı durum geçerlidir, çevremizde bizim gibi yaratıklar olduğunu düşünürüz halbuki olan, sadece, don ve yabancı bir dil konuşan taşlardır; bir dosta selam vermek üzereyizdir, ama kolumuz hareketsiz yana düşer, gülümsememiz yarıda kalır çünkü tamamen yalnız olduğumuzu görürüz.
Daha çok yol var mıdır? Yoo, şu ilerideki nehri geçmek, şu yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. Belki de varmışızdır bile. Şu ağaçlar, kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir. Bir an, bunun doğru olduğuna inanıp, orada durmak isteriz. Sonra, kulağımıza ileride daha iyisinin olduğu çalınır ve tasasız bir biçimde yeniden yola koyuluruz.
Altını, gümüş, akçası hiç yoktu!
Köse Mihal bunu görünce, nice ganimetleri, özellikle Tekfurun altın tepecikini hatırladı.Yahşı Fakı da, o cuma, camide,
–“O, dünyada bir garip, bir yolcu gibi oldu” dedi.
Osman Gazi Han, her şeyi Oğuz için edinmiş, Oğuz‘a vermişti. Ve, Osman Gazi Han, Oğuz‘a ayrıca, oğlu Orhan ile torunu Murad’ı bırakmıştı.

O Sızının sonu yoktur; çünkü Bursa’nın öteleri vardır. Ve, bugün Bursa önlerinde olanlar, yarın kendi durumlarında olacaktır; Bursa ötelerine gidemeyeceklerdir; oğulları gidecektir: ve bütün çocuklar için, kendilerinin gidemeyeceği, kendilerinden sonra gelenlerin gidebileceği öteler olacaktır.
Ve, onlara kalacak yiğitlik de bunun idrakıdır, kabulüdür.
Ve ululuğu bu yiğitlik yapmaktadır.
Ve, en değerli olan şey, ötelere yol açmak, yön vermektir.
Ve, ötelere giden yollarda, daha sonra gelenlerin yol sürmelerini sağlayabilecek bir konak kurabilmektir.
– “Düşünce ağırlaştı mı, insan hiç sanır. Ben öyle sanıyorum. Konuşmak kolay.. düşünmeyen, derdi olmayan, bir meseleyi dert edinmeyen, hiç demez; konuşur. “