“Hiç işim olmaz kendisini derin deniz zanneden bulanık su birikintileriyle.”
BL yüzünden az önce dinlerken biraz ağlamış olabilirim
Hâlim ortada, yine ellerimde kan Hiç derinlere inen kalmadı yaram Ben ki kalbine gömüp içer'de ağlayan Şimdi aksine çıkıp zincirlerini kıran Sözüme güven, dönmem ben, kahpelik etmem Bu yola bi' baş koydum, seni kimseye yedirmem İçini rahat tut, başını hep dik tut Sabret, bu duvarları bir gün yıkacağız elbet Ben senden vazgeçmem Işıkları söndürseler bile Korkuma yenilmem Ellerim, kollarım tutmasın isterse Ben sensiz pes etmem Bir akıl versen bana, kurtulsa şu beden Bir isim bulsan bana duyanı ürküten Bir yol açsan ufukta, yollara düşsen Yeter ki inan bana, başka bi' şey istemem Sözüme güven, dönmem ben, kahpelik etmem Bu yola bi' baş koydum, seni kimseye yedirmem İçini rahat tut, başını hep dik tut Sabret, bu duvarları bir gün yıkacağız elbet Ben senden vazgeçmem Işıkları söndürseler bile Korkuma yenilmem Ellerim, kollarım tutmasın isterse Ben sensiz pes etmem
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Babam annem ev hanımı olduğu halde kendi yatağını her sabah topluyor. Annem akşamüstü yürüyüşe gidiyor. Bu yüzden yemeği katmamı babam benden istiyor. Ona kızıyorum. Yapmak istemiyorum. Ama olabilecekleri biliyorum. Söyleniyorum. Bağırıyorum. Fayda yok. Bir ara elde çamaşırını yıkatmaya çalıştığını bana hatırlıyorum. Bunu inat edip yıkamayarak bıraktım. Zor oldu. Ama çamaşır makinesine bir bakıyorum çamaşırını atmış. Çalıştırttırıyor. Sonra serdirtiyor. Annemin yapacağı işleri yıllardır benim yapmam evlilik hakkında fikirlerimin oluşmasına neden oldu. Asla babam gibi bir insan çıksa karşıma evlenmek istemezdim. Bazen annem evde olmadığında yemek yaptığı zaman da olmuştu. Öte yandan elimdeki işi bıraktırtıp mutfaktaki işin başlayıp bıraktığı kısmını bana attığıydı. Bazen tezgah üstünde kırk yılın başı bulaşık görse yıkıyor ama onda bile bulaşıkları temiz yıkamıyor ve tekrar yıkıyorum. Bu yüzden işim uzuyor. Hem sürekli iş sonrası bana neden onu yapmadın şeklinde bir çok bağırma ve öfkeli şeyleri oluyor. Tüm bunlara katlanmaya çalışıyorum çünkü işim yok. Ayrı eve çıkamıyorum. Katlanmazsam bir gün biliyorum ki ya baba katili olacağım. Ya da kendi katilim. Ama mantıklı olan kendimin katili olmak.
1000Kitap
'Hiç işim olmaz kendisini derin deniz zanneden bulanık su birikintileriyle.'
Alıntı
Ölürüm o ad için, ölürüm o isim için! Ölürüm o Muhammedﷺ'in isminin bin harfi için! Bizim Muhammedﷺ'imiz var, tamam mı Müslümanlar? Biz Hz. Muhammedﷺ'e ümmetiz. Elhamdülillahi Teala. Tahir Büyükkörükçü
Alıntı
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -III-
"Ömer İbnu'l-Hattab (r.a.), Umeyr İbnu Sa'd'ı Humus valiliğinden azledince, yerine Hz. Muaviye'yi (r.a.) tayin etti. Halk: Umeyr'i azledip Muaviye'yi mi tayin etti, diye mırıldandı. Umeyr (r.a.) ise: Muaviye'yi hayırla yâdedin. Zira ben Resulullah aleyhissalatuvesselamın "Allahım onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!" dediğini duydum, dedi." Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4478 Evvelki yazılarıma yapılan bazı yorumlardan ötürü, daha başlarken bir noktayı açıklığa kavuşturmak istiyorum: Hz. Muaviye'nin "radyallahu anh" denileceklerden olduğu "şu âhirzamana kadar" Ehl-i Sünnet mabeyninde "netameli" bulunmuş bir konu değildir. Mevzuun gerek İmâm-ı Gazalî'nin İhyâ'sında, gerek İmâm-ı Rabbanî'nin Mektubat'ında ve gerekse diğer makbul/muteber kaynaklarımızda nasıl ele alındığını incelerseniz "netameli" hiçbir noktaya rastlayamazsınız. Hz. Muaviye'nin bir Sahabî olarak "hürmete layık olduğu" gayet açıktır. İttifakla da beyânlıdır. Ulemamızın bu meseleyi medar-ı bahs etmeleri, kendi aralarında tartışma konusu olduğundan değil, Şia vb. bid'a fırkaların Mü'minlerin kafalarını/kalplerini karıştırmalarına engel olmak içindir. Elhamdülillah. İşte biz de bugün o salih seleflerimizin izlerini takip ediyoruz. Rabbim, ne bu dünyada ne ötekisinde, dudaklarımızı ayak izlerinden kaldırmasın. Âmin. Bediüzzaman'ın da bu müceddidler kervanının bir halkası olduğunu hatırlarsak, elbette, ondan da bu hak yoldan başkası sâdır olmaz. Başka muradı olamaz. Zâten, Hz. Ali radyallahu anhın duruşunu "azimet" Hz. Muaviye radyallahu anhın duruşunu ise "ruhsat" noktasında ele alması, "her ikisini de" İslâm dairesi içinde gördüğünün delillerinden birisidir. Mezkûr kavramlar hakkında küçük bir özet geçersem: **Azimet "asıl hüküm"dür. Ruhsatsa şartlarına bağlı olarak uygulanabilecek "geçici
Hazreti Muaviye