Mezarımı Bilmesinler
Ne bir taş dikilsin başıma, ne bir isim, Rüzgârla savrulsun dünyadaki külim. Beni arayanlar bulmasın yerde, Bir garip kul gibi göçmek isterim. ​Mezarımı bilmesinler, yerim gizli kalsın, Üstümde sadece yaban otları açsın. Ne bir ağıt yansın, ne gözyaşı aksın, Ruhum bu fani zincirden sıyrılsın. ​Toprak örtsün her şeyimi, sessizce yutsun, Dostlar beni sadece dualarda tutsun. Dünyanın yükü dünyada kalsın, Adım da, sanım da burada unutulsun.
Şiir
Sana dokunmak istiyorum Bir sabah ışığının Perdeye değdiği gibi, Fark ettirmeden. Ellerimle değil belki, Sadece kelimelerimle. Cam üstüne çizilen isim gibi Silinip gidecek öylece. Ben de sana öyle Dokunmak dokunmak istedim sessizce. Fark etmeden uyanırsın bir sabah Parmak izlerim kalır Saçlarında, teninde... Ümit ÜSKÜDAR
Edebiyat
Reklam
Ben geri adım atmam,atsam da ileri atarım.
Dumanı üstünde taze bir doğum gerçekleşti canlı canlı 🐈 Minik yavruya isim bekleriz 🤗 Kedilerden tırsıyorum ve canlı doğumdayım 😬😬🥴
Dünyayı uçsuz bucaksız, insanlardan oluşan dalgalı ve hırçın bir deniz olarak gören o yaşlı Bogotalı balıkçının kadim fısıltısını, bir deniz kabuğunu kulağıma dayar gibi zihnimde taşırım hep. Her birimizin, bu zifiri karanlık evrende kendi benzersiz ışığıyla parıldayan birer ateşçikten ibaret olduğunu söylerdi. Kimi sessizce, kendi içine doğru yanarmış içten içe; kiminin alevi öyle zayıfmış ki, esen ilk rüzgarda, hayatın ilk sillesinde savrulup gidermiş. Ama bazı insanlar varmış ki, çılgın birer yangın gibi yanar, yanına yaklaşan herkesi ve her şeyi hiç düşünmeden tutuştururmuş. İşte aşkın, o deli fişek ateşlerin hırçın dalgalar arasında birbirine dokunma, birbirinin alevinden beslenme ve fısıldama biçimi olduğuna inanırım. Ben sadece bu muazzam parıltıyı kıyıdan izleyen ve kayda geçiren bir anlatıcıyım. Okullarda bize zorla ezberletilen, kütüphaneleri dolduran o kalın ve kurşun gibi ağır resmi tarih kitaplarında aşka hiç rastlamayız. Sayfaları çevirdikçe karşımıza hep fetihler, kanla çizilen yapay sınırlar, muzaffer zafer çığlıkları ve göğsü madalyalarla kaplı generallerin kibirli adları çıkar. Sistem, yalnızca gücü, mülkiyeti ve yıkımı kaydetmeyi sever. Oysa yeryüzünün gerçek, kutsal ve gizli haritası o mağrur saraylarda ya da meclis salonlarında değil; gece yarısı kuytu bir sokak lambasının altında, soğuktan titreyen iki insanın birbirine sadece sarılmasıyla, sessizce yeniden çizilir. Ben işte bu haritalanmamış anların, tarihin gözden kaçırdığı o en büyük mucizelerin zamansız şahidiyim. Yıllar önce, Güney Amerika’nın haritalarda bile yer almayan, unutulmuş bir dağ köyünde yaşlı bir yerli kadının toprağı yoğuran çatlak ellerine bakmıştım. Bana dönüp, heybemde ömür boyu taşıyacağım şu cümleyi hediye etmişti: "Savaşlar toprakları parça parça böler oğlum, aşk ise
Alternatif yalnızlık tarifleri Lanetli Rapunzel'e...* Hayal kırıklığının uykudaki çocuk ölümleri kadar olağan karşılandığı şehirde sigara külü kadar yalnızım..* Gölgesine sığındığım ve acımasızca içini boşalttıktan sonra, geri dönüşüm kutusunun içindeki meyveli soda şişelerinin tiksinen bakışlarından kaçacak yer bulamayıp, kendini kendi etiketinden yaptığı iple kutunun kulpuna asıp intihar etmek isteyen bir rakı şişesi kadar yalnızım..* Gidecek yeri olan herkesin yerine gittiği saatlerde, gidecek yeri olmayan bir yersizin sokulduğu kurumuş bir ağaç kovuğu kadar yalnızım..* Dokuz kişiyle defans yapan ve tek hedefi yarım düzineden daha az gol yemek olan zavallı bir futbol takımının tek forveti kadar yalnızım..* Ağrı kesicilerin arasına yanlışlıkla karışmış fare zehiri kadar yalnızım..* Herkesin mutsuzluktan delirdiği bir yerde deliremeyecek kadar akıllı olan bir nano-fizik profesörü kadar yalnızım..* Kullanılmadığı için tozla kaplanan unutulmuş porselen bir tabağın, işe yaradıkları için kirli ve mutlu kullanılmış porselen tabaklarla birlikte bulaşık makinesine atıldığında 'ne işim var lan burda' nın şaşkınlığıyla hesaplaşması kadar yalnızım..* Bitmek üzere olduğu için kullanılmayan, ama henüz bitmediği için atılamayan ve nemli bir banyo rafında kaderine terk edilen zeytinyağlı sabun kadar yalnızım..* Kimi arasa üçüncü hatır cümlesinden sonra ' ne var,niye aradın? ' imasıyla karşılaşacağını bildiğinden kimseleri arayamayan unutulmuş bir vicdan azabı kadar yalnızım..* Sarhoşken telefonuna kayıtlı bütün kadın isimlerine coşkulu mesajlar yollayıp, ayılıp pişman olduğunda utancından telefonunu alelacele kapatan ve günlerce açamayan eski zaman artığı bir sarhoşluk edepsizi kadar yalnızım..* Kendisine birazcık ilgi gösteren her kadına aşık olup, her seferinde alay edilerek yol
Reklam
Reklam