"İnsan hayatı daimi bir seyr ü sefer. Beşikten mezara yolculuk halinde, seferdeyiz. Önümüzde uzanan yedi ayrı merhale yedi basamak. Bilenler güzergahtaki her menzile bir isim vermiş. Nefsimiz buralardan bir bir geçmeden, kendini ayrı bir varlık sanmaktan vazgeçmeden yolculuğunu tamamlayıp Hak ile bütünleşemez. İnsan yalandadır, ziyandadır, zandadır. Yedi basamağı çıkmadıkça hakikate eremez."
Madem ikimiz de insanız, nedir o zaman benle aşkını engelleyecek o feci kusurlar? Ben Isa değilim ve ortadan kaybolup dağlarda inzivaya falan çekilmeyeceğim. Benim işim sende başlıyor ve senle bitiyor. Tüm arzum budur . . .
Evimiz yerinde duruyor! İşte kapısı. Bu kapıdan içeri girebilirim. Annem de orada, kapıyı açıp beni içeri alır. Hayret, evimiz yerli yerinde duruyor! Merdiven her zamanki gibi gıcırdar. İşte bizim kapımız. Babam her sabah saat sekizde bu kapıdan çıkar. Her akşam bu kapıdan girer.
Pazardan başka her gün bu böyle. Babam elindeki anahtar demetini sağa sola sallar, kendi kendine homurdanır.
Her gün. Bir ömür boyu. Annem içeri girer , dışarı çıkar.
Günde üç kere, yedi kere, on kere. Her gün. Bir ömür boyu. Uzun bir ömür boyu. Bu kapı bizim kapımız. Bu kapının ardında mutfak kapısı gırç gırç eder, bu kapının ardında saat, o kısık sesiyle geri gelmez dakikaları kazır.
Bu kapının ardında ben, tersine çevrilmiş bir iskemleye oturup yarış oyunu oynadım. Bu kapının ardında babam öksürür. Bu kapının ardında gevşemiş musluk, fıs fıs su kaçırır; mutfaktaki döşeme çinileri, annem sağa sola bastıkça yerlerinden oynar. Bu kapı bizim kapımız. Bu kapının ardında ölümsüz bir yumaktan bir hayat sağılır. Otuz senedir hiç değişmemiş bir hayattır bu. Değişmeden devam eder. Harp bu kapının önünden geçip gitmiş. Harp bu kapıyı omuzlayıp kırmamış, rezelerinden söküp çıkarmamış. Harp bizim kapımızı olduğu gibi bırakmış, tesadüf, yanlışlıkla. Ben şimdi bu kapıdan girebilirim. Bu kapı bana açılır. Ben içeri girince ardımdan kapanır, o zaman artık dışarıda, sokakta değil, içeride evimdeyim dir. Pul pul dökülmüş boyası, yamru yumru teneke mektup kutusuyla bu kapı, bizim emektar kapımız. Elektrik zilinin beyaz düğmesi gevşemiştir , sallanır; parlak pirinç plakayı annem her sabah yeniden silip temizler; plakada bizim adımız yazılıdır: Beckmann.
Aaa, sarı plaka yok yerinde! Peki ama plaka niye yok?
Adımızı buradan kim kaldırmış? Kapımızda bu kirli karton parçası da ne? Üstünde yabancı bir
Bir şeye bir kez isim verildiğinde o isim,o şeyin bütününü ya da neden önem taşıdığını görmene engel
oluyor. Kelimeye odaklanıyorsun ki o aslında en önemsiz bölümü, buz dağının tepesi.