İş, insanı temizliyor, güzelleştiriyor, kendisi yapıyor, etrafıyla arasında bir yığın münasebet kuruyordu. Fakat iş aynı zamanda insanı zaptediyordu. Ne kadar abes ve mânasız olursa olsun bir işin mesuliyetini alan ve benimseyen adam, ister istemez onun dairesinden çıkamıyor, onun mahpusu oluyordu. İnsan kaderinin ve tarihinin büyük sırrı burada idi.
Alacaklı gibi dikildin tıknaz esmer adamın karşısına. "Bana posta var mı, bakar mısınız?" Kıyafetlerinden buram buram çamaşır deterjanı kokusu geliyordu. Temiz adam, diye geçirdin içinden. Dişlerindeki kahvaltı kalıntılarını görünce vazgeçtin. Karısı temiz adam.
Ergenliğim kâğıda basılan fotoğrafların, gazete alınan evlerin, piknik tüpü üstünde çay demleyenlerin, pilili okul etekleri giyen kızların ve lacivert kravat takan oğlanların çağında geçti. Birazı gecekondu samimiyetine sığınan, birazı apartman kasvetine boğulan ilk gençlik. Günlüklerle rehabilite olan psikolojimiz bozulmayı başaramazdı. Defter aralarında saklanan tek dal sigaralar suçumuz, arka mahallede elimizden tutan oğlanlar günahımızdı. O kadar. Dikmen yokuşlarında uçurtma uçurduk, marka blucinlerle Kuğulu'da saatlerce oturmayı matah bir şey sandık. O yaşlar sanmaların çağı değil miydi? Biz yaşamayı yaz sıcağıyla eriyen asfaltta Atatürk Bulvarı'ndan Tunalı'ya lastik sandaletlerle yürüyerek geçecek bir şey sandık.
Onca parasızlığa rağmen sevgili terapistimin karşısına on günde bir oturuyorum. Medeni insanların kusmuk torbaları bunlar. Para karşılığında kusacak yer arıyoruz. Orta yere kusarsak içimizi bilirler. Bilmesinler. Ne yediğimizi, ne halt ettiğimizi, neyi sindiremediğimizi bilmesinler.
Temel ihtiyaçlarını karşılaman bizi o kadar da ilgilendirmiyor, bunların ötesinde düzenli tüketim alışkanlıkları kazanmanı istiyoruz. Alışveriş sicilin, gelir düzeyine yakışır olmalı.