Yaşamda sanki bir şölendeymişsin gibi davranman gerektiğini hatırla. Etrafında dolaştırılan yemek önüne geldiğinde elini uzat ve payına düşeni kibarca al. Kaçırırsan ya da henüz sana gelmemişse ısrarla elini uzatma, ona kavuşma arzunu belli etme, sadece önüne gelmesini bekle. Olası çocuklarına, karına, görevine ve zenginliğe de böyle davran, bir gün tanrıların şöleninde hak ettiğin değeri bulacaksın. Ancak payına düşeni önüne geldiğinde de almayıp önemsemezsen, sadece tanrıların şölenini değil, onların kuralını da paylaşmış olacaksın. Nitekim Diogenes, Herakleitos ve onlar gibi adamlar böyle yaptıkları için haklı bir şekilde tanrısal oldu ve yine haklı bir şekilde tanrısal olarak anıldı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendini elindeki gücü kullanmaya alıştır. Bir insanın efendisi onun neyi istediğini veya istemediğini, yani neyi güvence altına alıp neyi bırakacağını belirleme otoritesine sahip olan kişidir. Dolayısıyla özgür olmak isteyen biri başkalarına bağlı olan bir şeyi ne istesin ne de ondan kaçınsın, aksi halde köle olması kaçınılmazdır.
"İnsan hep başkalarına karşı savundu kendini. Başka insanlara, doğaya karşı… Durmadan doğaya karşı güç kullandı. Sonuç: Güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlıktan başka bir şey değil. “Teknik İlerleme” dediğimiz şeyin bize getirdiği tek şey konfor oldu. Bir tür hayat standardı… Ve bir de gücü korumak için gereken şiddet araçları. Vahşiler gibiyiz! Mikroskobu, cop gibi kullanıyoruz. Hayır, yanlış. Vahşiler maneviyata daha çok önem veriyor! Önemli bilimsel bir buluş mu yaptık onu hemen kötülüğe alet ederiz. Hayat standardına gelince, bir zamanlar bilge bir kişi gerekli olmayan şey günahtır demişti. Ve eğer bu doğruysa uygarlığımız baştan aşağıya günah üzerine kurulmuş demektir. Korkunç bir uyumsuzluk edindik. Maddi ve manevi gelişmemiz arasında bir dengesizlik söz konusu. Kültürümüz bozuk. Yani uygarlığımız. Temelde bir bozukluk var, oğlum.”
Çünkü şurası kesindir ki insanın aynı anda hem ahlak duyuşunu doğayla uyumlu tutması hem de dışsal unsurlara bağlılığını sürdürmesi imkansızdır, aksine insan kendisini bunlardan birine adadığında, kaçınılmaz olarak diğerini reddetmek zorundadır.