ANNE!
Beni ve ölümümü sen doğurdun. Ve ben en büyük ihanetim sana. Beni hiç affetmeyecekmiş gibi sev. Onların yanında senin sürgünüm ben. Sana dönmeye ve bir sonrakine bağlanmaya korkuyorum. ANNE!
Sen zamanın her yerinde vardın. Kendini bana verdin, etten kemikten ölümü, çamurdan hayatı verdin. Bana MUHATABIM YALAN'ı verdin.
"Ve kadınlarda ne hüzünlü bir güzellik vardı; gebe olup ayakta durdukları vakit: ince uzun ellerinin, kendiliğinden üzerine düştüğü şişkin karınlarında iki meyva taşıyorlardı: biri çocuk, biri ölüm." Rainer Maria Rilke
Ölümse, sanki bir şeyi tamamlamaktı. Durmadan ölerek, gerçek ölüme vardım şimdi. Ölüm, bizim acıklı serüvenimizdi güzelim, durmadan akıyor ve kendi yokluğumuzu dolduruyorduk.
Bütün önemsizler gibi zehirli ve içinde bir tırmalanış taşıyan... İşte ölüm de öyle bir yengeçti güzelim, yuttum onu! Sen hep başkalarının öldüğünü sanan sırça bir gururdun o zaman. Yanında günlerce ölüp durdum, hiç haberin olmadı.
Hep sana gelirken ölüyorum. Kendi ölümüne takılıp... Ama sen sakın üzülme güzelim. Alışığım ben ölmeye! Hayatına usulsüzce kara selviler yerleştirilmiş çocuğum ben.