Yıllar geçtikçe geçmişini daha iyi anladı, gittikçe daha sessiz, daha kapalı oldu. Bütün hayatı, bir an gibi gelip ge çen yedi yılın tatlı ışığında yıkanmış, artık arzu edecek hiçbir şeyi, gidilecek hiçbir yeri kalmamıştı. Yalnız Ştolts kışın çift likten gelince evine koşar ve minnet dolu gözlerle Andryuşa'ya bakar, onu mahcup bir şefkatle okşardı. An drey İvanoviç'e bir şeyler söylemek, teşekkür etmek, içinde kabaran duyguları önüne sermek isterdi. Ştolts onu anlaya bilirdi, fakat Agafya Matveyevna nasıl konuşacağını bile mez, sadece Olga'nın ellerine sarılıp öper, sonra öyle sıcak gözyaşları dökerdi ki Olga da ağlamaktan kendini alamaz, Ştolts bile dayanamayarak hemen odadan kaçardı. Her üçünü aynı duygu, ölen dostlarının temiz ruhu birbirine bağlıyordu. Ştolts'la Olga onu alıp çiftliğe götürmeye çalıştı lar; beraber yaşarız, Andriyuşa'nın yanında olursun dediler, fakat her defasında aynı cevabı aldılar: "İnsan nerede doğ muşsa, yaşamışsa orada ölmeli." Ştolts ona çiftliğin hesapla rını, payına düşen parayı boşuna gönderirdi; her defa geri çe virir, paranın Andriyuşa için saklanmasını rica ederdi, "Be nim hakkım değil, onun hakkı; o bir soylu, paraya ihtiyacı olur; ben nasıl olsa yaşarım." derdi