Fakat Olga ona ilk şarkıyı söylediği günden beri rahatı kaçmıştı. Artık eski hayatını yaşamıyordu. Eskiden ister sır tüstü uzanır, ister duvara yüzünü çevirir yatardı; ister oda sında Alekseyev'le oturur, ister Gerasimoviçlere giderdi. Ne gündüzden, ne geceden beklediği hiçbir şey yoktu. Şimdi ise gecenin, gündüzün, sabahın, akşamın ayrı anlamı vardı. Her saat Olga'nın varlığına veya yokluğuna göre ışıklı ve renkli ya da kasvetli ve renksizdi. İçi içine sığmıyor, durmadan fa raziyeler, tahminler, şüpheler içinde ecel terleri döküyordu: Bugün onu görebilecek mi, göremeyecek mi? Ne söyleyecek? Ne yapacak? Bakışı nasıl olacak? Ne isteyecek? Birlikte ol maktan hoşlanacak mı, hoşlanmayacak mı? Bu sorular Ob lomov için büyük bir önem kazanmıştı. "Ah yarabbi, ne olur insan hiç bu sıkıntıları duymadan yalnız aşkı duyabilse! Bu ne belalı şey! Ateş gibi yakıyor içimi. Rahat yok, kurtuluş yok bundan. Birdenbire içime dolan bu kaygılar, tasalar nedir? Aşk bir hayat okulu, ama ne zor bir okul!"