Kalbinin ve düşüncesinin vasiliğini Ştolts'a bırakmış, bu na karşılık kendisi de onun üzerinde bir etkinlik kazanmıştı. Olga ilişkilerinin bu hale gelmesine sessizce ve farkına var maksızın müsaade etmişti. Şimdi nasıl birdenbire geri döne bilirdi?... Hem zaten bu dostluğa ne çok şey karışmıştı: Me rak; zevk, hareket, hayat. Bunlardan birdenbire yoksun kal sa ne yapardı? Zaten uzaklaşmak düşüncesi aklından geçti ği zaman çok geç kalmıştı. Artık buna gücü yetmezdi. 1 Onsuz geçirdiği her gün, ona açmadığı her düşünce renk siz ve anlamsızdı. "Ah yarabbi!" diyordu. "Keşke kız karde şi olsaydım. Böyle bir insanla her zaman birlikte olabilmek, yalnız düşüncelerine değil, duygularına da karışmak, bozuk bir geçmişe ait itiraflara, fedakârlıklara, vicdan azaplarına gerek kalmaksızın onunla açık ve meşru bir yakınlık içinde yaşamak ne büyük bir mutluluk olurdu. Halbuki şimdi ne dir bu halim! Kalkıp gidecek olsa gitme diyemem. Hatta ay rılmamızı dilesem bile yeridir. Alıkoyarsam ona ne diyece ğim? Her an onu görmeye, dinlemeye ne hakkım var? Ca nım sıkılıyor, kendimi yalnız, çaresiz hissediyorum; bana çok şeyler öğretiyor, beni eğlendiriyor, işime yarıyor, onun la birlikte olmaktan hoşlanıyorum... Bunlar bir neden şüp hesiz, ama bir hak değil. Bunlara karşılık ben ona ne veriyo rum? Hiçbir şey beklemeden bana hayran hayran bakacak, aşkına mukabele etmemi düşünmeye bile cesaret edemeye cek, halbuki nice kadınlar böyle bir mutluluğu...”
aklına gelince ürperiyordu. Agafya Matveyevna'ya gittikçe artan bir yakınlık duy ması sevgiyle ilgisi olmayan, sadece bir insanın ateş karşısın da yavaş yavaş ısınması gibi bir şeydi
Oblomov, bir koltuğa oturdu ve artık kımıldamadı. Çev resinde her şey uykuya ve karanlığa gömülmüştü. Başını el lerinin içine almış, ne karanlığı fark ediyor, ne de saatin ses lerini duyuyordu. Zihni belirsiz, garip düşüncelerin kargaşa lığı içinde kaybolmuştu. Düşünceleri gökte, birbirine bağlan madan, başıboş dolaşan bulutlar gibiydi. Hiçbirine hâkim olamıyordu. Kalbi ölmüş; bir an için hayatının akışı durmuş tu. Eski düzeni bulabilmesi, yeniden yaşayabilmesi için za man gerekti. Darbe çok şiddetli gelmişti. Oblomov ne vücudunu, ne yorgunluğunu, ne de herhangi bir ihtiyacını hissediyordu. Bir kaya parçası gibi bütün gün olduğu yerde kalabilir ya da bir makine gibi bilinçsiz yürüyebilir, öteye beriye gidebilirdi. İnsan böyle durumlarda ya kaderine boyun eğer ve bün yesi eski düzenini bulur ya da acının ağırlığı altında ezilir ve belki bir daha belini doğrultamaz. Lester dal Coun Oblomov nerede oturduğunu, hatta bir yerde oturup oturmadığını bilmiyordu. Şafağın söktüğünü fark etmedi bi le. İhtiyarın kuru öksürüğünü, kapıcının avluda odun kırdı ğını, evin içindeki gürültü patırtıyı işitiyor, fakat duymuyor du. Akulina'nın pazara gittiğini, Ivan Matveyeviç'in koltu ğunda kâğıt tomarıyla yoldan geçtiğini hem görüyor, hem görmüyordu. Ne horozların sesi, ne köpeğin havlaması, ne sokak kapısının gürültüsü onu derin uyuşukluğundan uyan dırabiliyordu.
Mektup bir ayna gibi sizin iyi yürekliliğinizi, inceliğinizi, bana olan ilginizi, mutluluğum hakkındaki endişenizi, temiz vicdanınızı, velhasıl Andrey İvanoviç'in sizde gördüğü ve bana anlattığı değerleri taşıyor. Ben sizi bunlar için sevdim; uyuşukluğunuzu, tembelliğinizi bunun için hoş gördüm. Bu mektupta kendinizi istemeyerek açığa vurdunuz. Siz bencil değilsiniz İlya İlyiç. Bu mektubu benden ayrılmak için, beni aldatmaktan korktuğunuz için yazdınız... Onu yazdıran namusunuzdu. Öyle olmasaydı bu mektup beni kırardı ve ağlamazdım, gururum engel olurdu. Görüyorsunuz ya sizi niçin sevdiğimi biliyorum; bir hata işlemekten korkmuyorum. Hakkınızda aldanmıyorum
Aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki. Daha şimdiden ne haldeyim. Zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, sizinle ölçüyorum: 'Onu gördüm, görmedim, göreceğim, görmeyeceğim, gelecek, gelmeyecek..."