Tepemizde takımyıldızlar alçalıp dönüyor. Tanrılığım içimde, güneşin denizde boğulmadan önceki son ışıkları gibi parlıyor. Bir zamanlar tanrıların ölümün zıttı olduğunu düşünmüştüm ama artık her şeyden daha ölü olduklarını görüyorum çünkü hiç değişmiyorlar ve hiçbir şeyi ellerinde tutamıyorlar. Hayatım boyunca ilerledim, şimdi de buradayım. Bir ölümlünün sesine sahibim, geri kalanları da alayım. Ağzına kadar dolu kâseyi dudaklarıma götürüyor ve içiyorum
Denizciler dizlerinin üstüne çöktü. Dayanamayacağım, diye düşündüm. Onu yakalayacak, sımsıkı kendime bastıracaktım. Ama ona son bir defa sarılmakla yetindim, cildime dağlamak istermiş gibi sıkı sıkı kucakladım. Sonra adamların arasında yerini almasını, gökyüzüne karşı siluet halinde pruvada durmasinı seyrettim. Dalgalardan fışkıran ışık gümüş rengiydi. Hayırla gitmesini dileyerek elimi kaldırdım ve oğlumu dünyaya verdim
Odysseus'un en sevdiği numara, diğerlerine benzeyen bir adammış gibi yapmaktı ama onun gibisi yoktu, şimdi artık öldüğüne göre dünyada öyle biri kalmamıştı. Bütün kahramanlar aptal, demeyi severdi. Ben hariç bütün kahramanlar demek istiyordu. Peki, hata yaptığında onu kim düzeltecekti? Kumsalda durup Telegonos'a bakmış ve onun korsan olduğuna inanmıştı. Salonunda durup Telemakhos'u kumpas kurmakla suçlamıştı. İki çocuğu vardı, ikisini de açıkça görememişti. Ama belki de hiçbir anne baba evladını gerçekten göremez. Baktığımızda sadece kendi hatalarımızın bir yansımasını görüyoruz.