Alvaro - İspanya'nın şerefi, topraklarında bulunması; dinine, ruhuna, düşüncesine ve geleneklerine hakaret olan bir düşmanı yok etmekti. Ama ülkeler fethetmeye kalkışmak? O kadar çocukça, o kadar saçma bir şey ki. Vakit geçirmeden kendi vatanımıza bir düzen vermek dururken zapt edilen ülkeleri değiştirmeye kalkmak; kendimiz baştanbaşa değişmeye muhtaçken dış dünyamızı değiştirmek istemeye benzer. Ne boş şey! Hükümdarlar yeni topraklar kazanmaya uğraşıyorlar ama onları ne idare ne de müdafaa etmesini becerebilecekler. Bu topraklar onları kuvvetlendirmek şöyle dursun büsbütün zayıf düşürecek ve sonunda bu yüzden başlarına bir sürü gaile daha açarak acınacak hale düşüp onları elden çıkaracaklardır. Çünkü Batı Hint Adaları'nı kaybedeceğiz. Müstemlekeler kaybedilmek için kurulmuştur. Alınlarında ölüm işaretiyle doğarlar.
Katlanılan bu uzaktalık unutuştan başka bir şey değildir. Arada bir, sadık değilimdir. Canlı kalmanın koşuludur bu; öyle ya, unutmasaydım, ölürdüm. Arada bir unutmayan kişi ölçüsüzlük, yorgunluk ve bellek geriliminden ölür (Werther gibi).
Kuşların uçuşuna ilişkin notlardaki âdeta kehanet izlenimi uyandıran pek karanlık ve kapalı bir yer, sanatçının uçma becerisine öykünme isteğini ne büyük bir duygusal güçle içinde yaşatıp ondan kopamadığını hepsinden güzel kanıtlar bize: «İlk uçuşunu uçacak o büyük kuş, altın daki kuğunun sırtından havalanacak, evreni baştan aşağı şaşkına çevirecek, yazılan tüm yazılarda onun ününden söz açılacak ve doğup büyüdüğü yuvanın çevresi sonsuza dek nurdan bir haleyle donanacak.»
Leonardo’da sevgi gerçekten böyle bir özellik taşıyor gibidir: Duygular dizginlenip, araştırı içgüdüsünün egemenliği altına verilmiştir; Leonardo sevip nefret etmemiş, neyi sevip, neden nefret edeceğini belirleyen etkeni araştırmış, sevgi ve nefretin taşıdığı anlamı kendi kendine sormuş, Güzel ve Çirkin karşısında ilkin tarafsız davranmıştır. Sevgi ve nefret öncesinde bu tür araştırıları sürdürürken, gönlündeki duygular başlangıçta taşıdığı niteliği üzerlerinden sıyırıp atmış, düşünsel yönelimlere dönüşmüştür. Leonardo, tutkusuz bir insan değildi, insanlığa özgü tüm etkinliğin dolaylı ya da dolaysız itici gücü —il primo motore— rolünü oynayan tanrısal kıvılcımdan o da almış bulunuyordu payını.