İTF OMNİA

İTF OMNİA
@itfomnia
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi
30 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·159 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
Anlatmak, anlamak, anlaşılmak. İnsan bu eylemleri yapabildiği halde hayatı hep daha karmaşık hale getirmeyi seçiyor. Anlamaya çalışmadığımız her olayın arkasında asla tahmin etmediğimiz birçok gerçek bizi bekliyor olabiliyor. Neden sorusunun muhattabı olan insan da anlatmak yerine bazen susuyor ya da gerçekleri anlatmıyor. Ve bizler birbimizi hissetmekten mahrum kalıp birbirimizden ve insanlığımızdan adım adım uzaklaşıyoruz. Bir olayın mağdurunu ya da mağdur olduğunu sandığımız kişiyi dinledikten sonra mutlaka diğer tarafı da dinlememiz gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor bize bu kitapta Reşat Nuri amcamız. Bunun üzerine düşünürken ilahi kitapların çoğunda yer alan Hz. Davud kıssası aklıma geliyor. Bu yüzden sizinle de bunu paylaşmak istiyorum. Hz. Davud hükümdar bir peygamber. Bir gün huzuruna 2 tane adam geliyor. Hz. Davud şaşırıyor çünkü bu iki adamın korumalarını nasıl geçtiğini anlamıyor. Adamlardan biri şimdi sana bir şey anlatacağız ve bizim aramızda bir hüküm vereceksin diyor. “Benim 1 koyunum var yanımdaki bu adamın ise 99 koyunu. Ama yine de zorla koyunumu benden almak istiyor.”Bunu duyan Hz. Davud 99 koyunu olan adama kızmaya başlıyor. Ve bir anda bu iki adam kayboluyor. Hz. Davud bu adamların melek olduğunu ve imtihan edildiğini anlamış oluyor. Çünkü bu olayda sadece 1 koyunu olan adamı dinleyip diğer adamı hiç dinlemeden hüküm veriyor. Her ne kadar 99 koyunu olan mağdur gibi gözükmese de gerçek mağdurun onun olabileceği hiç aklına gelmiyor. Reşat Nuri amcamıza bu hatırlatma için teşekkür ediyor yazımın diğer kısmına devam ediyorum. ‘Acımak’ kavramı üzerine düşündüğümüzde bizim için hep kötü bir anlamı çağrıştırsa da başkasının üzüntüsünü paylaşmak ona merhamet etmek manalarını barındırdığını bu kitapla öğrenmiş oluyoruz. Hatta insanı dümdüz bir mantık
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,5bin okunma
Reklam

İTF OMNİA

, bir kitap okudu
Puan vermedi·159 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
Reşat Nuri Güntekin
8.9/10 · 51,5bin okunma
10/10
·280 syf.··
2021 1. kitabı
Oscar Wilde’ın çalkantılı yaşamının belki de bir portresi olan bu çarpıcı romanı, dönemin üst tabaka kesiminin ahlaktan çok ahlakçılık anlayışına tepki olarak doğar. Anglosakson aristokrasisinin kendi kurallarını kabul etmeyenleri ahlaksız olarak etiketlediği bir zaman diliminde, kitap dönemin ahlak anlayışına aykırı fikirlerinden dolayı büyük tepkilerle karşılaşmıştır. Oscar Wilde, kitaptaki benzetme ve ironilerle, karakterlerle ve vurucu diyaloglarla çok geniş bir düşünme yelpazesi sunuyor okuyucuya. Saf güzelliğin ve naifliğin simgesi olan Dorian, Basil’in sanatına ilham kaynağıyken Lord Henry’nin tehlikeli fikirleri altında bir tutsak gibi yaşamını bambaşka bir yöne çevirir. Dünyanın ona olan sevgisine karşın kendisinin sevgi açlığı, Dorian’ı önce tam aşık olmaya uygun bir konseptte birine aşık eder ve daha sonra kendisinin aşka yüklediği farklı anlamlar sonucunda Sibly’i terk ederek onun ölümüne sebep olur. Lord Henry’nin etkisinde acıdan kaçan hazcı bir arayışla yetişen Dorian bu olayı sıyrık almadan atlatır. Ancak kitabın ekseninde döndüğü Dorian’ın portresi yani ruhunun yansıması dışında. Lord Henry karakteri ise dünya düzenine olanca aykırılığıyla ben buradayım diye bağırır. Aslında toplumda tehlikeli fikirleri olan biri olarak anılıyordur ancak bol keseden attığı etkileyici laflarını pek eyleme döktüğünü görmeyiz kitapta. Belki de Dorian’ın bedeninde eyleme dönüşür tüm bu tehlikeli fikirler ve birbirlerinin işlemeye cesaret edemedikleri günahları temsil ederler. Zamanla narsist bir anlayışa bürünen Dorian, mitolojideki Narcissos ile gösterdiği benzerliklerle ilgimizi toplarken, karakterlerin id-ego-süperego (Henry-Dorian-Basil) üçlemesine uyumu da okuyucunun kitapta kendi benliğinden parçalar görmesine olanak tanımaktadır. Dorian, ruhunun küflü ve kuytu
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899bin okunma
Gölgesizler
Puan vermedi·160 syf.··
2020 2. kitabı
Hasan Ali Toptaş’ın 93’te yayımlanan Gölgesizler romanı tam olarak ismi gibi bir roman. Bitirdiğinizde kitabın varlığından dahi şüphe ediyorsunuz, adeta gölgesiyle boğuşuyorsunuz zihninizde (tabii varsa). Olayları mantığınıza uydurmaya çalışıyor buluyorsunuz kendinizi. Ki kitabın en güzel yanı da bu bence, her daim uyanık kalıyorsunuz ve aktif bir okuyucuya dönüşüyorsunuz. Roman iç içe geçmiş iki olay zincirinden oluşuyor. Bir olay köyde, diğer olay şehirdeki berber dükkanında geçiyor. Fakat zaman iki mekan için çok farklı akıyor. Karakterler ise adeta zamanda ve mekanda yolculuk yapıyor. Köydeki kayboluşlar olayların çıkış noktasını oluşturuyor. Cıngıl Nuri, berber çırağı, Güvercin, Cennet’in oğlu... Köy halkı, özellikle muhtar ve bekçi kaybolanları bulmaya çalışıyor. Siz de bu arayışların bir parçası oluyorsunuz. Evet dönenler oluyor ama kimse gittiği gibi dönmüyor. Kayboluşlarla başlayan roman ölümlerle ve aslında arayayım derken sizin de kayboluşların bir parçası olmanızla son buluyor. Ve aklınızda bir soru kalıyor “Kar neden yağar?” “Köyü anımsamış o sırada; demek, demiş, yaşadıklarımın hepsi bir oyundu. Demek, insan ne yapsa bir oyunun içinde...” “Belki de doğru düşünüyordu; herkesin bir yoku vardı köyde, herkes kadar bir yoklar sürüsü vardı...” “Sence, dedi, bu konuştuklarımız rüya olamaz mı?” “Ona göre binlerce kişi, ayrı ayrı yerlerde birbirinden habersiz binlerce duruşu tekrarlıyordu böyle, binlerce duruşu bedenlerini bir köprü kılarak geleceğe taşıyordu. Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlanan örtüsü olduğunu anlayamadan aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp
Edebiyat
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Adam Yayınları · 200014,1bin okunma