Puan vermedi·328 syf.··
2026 95. kitabı
Selamlar, okurken çok eğlendiğim bir kitabın yorumuyla geldim. Sophie'e evleneceği adamın onu aldattığını öğreniyor ama ondan ayrılan taraf olmak istemiyor bu yüzden yakın arkadaşı bir plan yapıyor ve düğün gününde itirazı olan var mı diye sorulduğunda ortaya Max çıkıyor ve itiraz ederek düğünün gerçekleşmesini engelliyor. İkili o gün yollarını ayırıyor. Dört ay sonra Max Sophie'ye mesaj atıp bir düğünde onunla birlikte itirazcı olup olmaycağını soruyor ve sonra konuşmaya başlıyorlar. Sophie ve Max'in düğünlere gidip, itiraz etmeleri. Gelini veya Damadı kurtarmaları, sonrasında yaşanan kargaşalar derken aşırı eğlendiğim bir kitap oldu. İkisi de çok şapşaldı. Sophie'e aşka inanmıyordu ama Max'le vakit geçirdikçe onunla arkadaşlığı zamanla daha derin olmaya başladı ve kendisini inanmadığı o aşkın içinde buldu. Sophie'nin ev arkadaşlarına ve Max'in anne babasına bayıldım. Aophie'nin ev arkadaşları deyince aklınıza onun yaşlarında insanlar gelmesin KDHSHSK 60-70 yaşlarındaki Larry ve Rose'dan bahsediyorum çünkü. Çok komiklerdi. Özellikle Larry'nin sondaki bir sahnesine çok güldüm. Max’in ailesi de aşırı tatlıydı. Max'in özel hayatıyla ilgili bir gelişme olduğu an, anne babasının hemen birbirlerine haber vermeleri çok komikti dmndns. Yazın okuyabileceğiniz, her sayfasından keyif alacağınız bir kitaptı öneririmm. +18
Sonsuza Kadar MutsuzLynn Painter · Artemis Yayınları · 202617 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 12. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:09
Shems Friedlander'ın Kış Hasadı kitabını okurken, tasavvufun yalnızca geçmişte yaşamış sûfîlerin tecrübesi olmadığını, modern insanın da ruhuna dokunabilecek bir hakikat arayışı olduğunu hissettim. Yazar, Mevlânâ'nın düşüncesini kuru bilgilerle değil, hayatın içinden örneklerle anlatırken okuyucuyu da kendi iç dünyasına yönelmeye davet ediyor. Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken nokta, insanın dış dünyayı tanımaya gösterdiği çabanın çok azını kendisini tanımaya göstermesi oldu. Friedlander'a göre hakikate ulaşmanın yolu bilgi biriktirmekten değil, kalbi arındırmaktan geçiyor. Bu yönüyle eser, günümüzün hız ve tüketim odaklı yaşamına karşı sessiz ama güçlü bir itiraz niteliğinde. Kış Hasadı, bana insanın gerçek yolculuğunun dışarıya değil, kendi içine doğru olduğunu yeniden hatırlattı. Kitabı bitirdiğimde elimde kesin cevaplardan çok, üzerinde düşünmeye değer sorular vardı. Bence kitabın en kıymetli tarafı da burada yatıyor; okuru sadece bilgilendirmiyor, aynı zamanda kendisiyle yüzleşmeye davet ediyor.
Kış HasadıShems Friedlander · Sufi Kitap · 2014149 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·208 syf.··
2026 87. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 17:28
Bu romanlarda deniz sadece deniz değildir. Açlığın, yoksulluğun, inancın, öfkenin ve hayatta kalma inadının içinde dalgalandığı başka bir şeye dönüşür. Ahmet Büke’nin Deli İbram Divanı kitabını okurken bende en çok bu his kaldı. Ege’nin kıyısında geçen, balıkçıların, yunusların, yoksulluğun ve delilik diye kenara itilen insanların dünyasını anlatan bu roman, kısa olmasına rağmen oldukça dolu bir metin. Ahmet Büke’nin öykücülüğünden gelen güçlü bir anlatı damarı var. Bunu romanda da hissettiriyor. Dil yer yer masalsı, yer yer sert, yer yer de eski bir deniz hikâyesi dinliyormuşsunuz gibi akıyor. Denizcilik terimleri, Ege havası, yunus avı, balıkçılar, dalyanlar, yoksulluk, açlık ve doğayla kurulan o mecburi ilişki romanın atmosferini iyice güçlendiriyor. Okurken zaman zaman Halikarnas Balıkçısı’nı hatırlatan bir hava sezdim; ama Büke’nin dili daha politik, daha sınıfsal ve daha içten bir yerden ilerliyor. Romanın en güçlü taraflarından biri bence “delilik” kavramına yaklaşımı. Deli İbram sadece aklını yitirmiş biri gibi okunmamalı. Bazen toplumun deli dediği kişi, aslında herkesin sustuğu yerde itiraz eden kişidir. Yerleşik düzene, haksızlığa, açlığa, devletin ve güçlülerin dayattığı kurallara karşı kendi bildiği yerden direnen bir karakter var karşımızda. Bu yüzden romandaki delilik bana bir eksiklikten çok, başka türlü bakabilme hâli gibi geldi. Yunus avı meselesi de kitabın vicdan tarafını taşıyor. Halkın kutsal gördüğü, neredeyse masalsı bir anlam yüklediği yunusların devlet teşvikiyle avlanması romanda sadece tarihsel bir bilgi olarak durmuyor; insanın doğayla, inançla ve geçim derdiyle kurduğu çelişkili ilişkiyi de gösteriyor. Açlık bazen insanı kutsal bildiği şeye bile el uzatmak zorunda bırakıyor. Büke’nin romanı en çok burada güçleniyor bence: Kimseyi
1000Kitap
Deli İbram DivanıAhmet Büke · Can Yayınları · 20212,854 okunma
Puan vermedi·368 syf.··
2026 45. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
Kitabı okurken ben ne okuyorum böyle dedim. Çünkü ben psikolojik gerilim okumayan/okuyamayan bir okurum. Bu kitapta okuma zevkim mi değişiyor acaba dedim. İki günde bitirdim. Uyku ve evdekileri olmasa başladığım gün bitecek bir kitaptı. Kitap bana Gece Yarısı Kütüphanesi kitabını anımsattı. Onda kütüphanede kitaplar, bunda koridorda kapılar vardı. İkisinin ortak noktası kuantum teorisi ve çoklu evren. Kitabın daha ilk sayfasında altını çizdiğim şu iki cümle var: "Her şeyin değişeceğini, elinizden alınacağını kimse söylemiyor size. Yaklaşırken itiraz etmiyorlar, uçurumun kenarında durduğunuzu bilmiyorsunuz." İşte bence kitabın bel kemiği bu iki cümle. Jason'ın herkesin olduğu gibi çoklu evrende birçok hayatı var. Tercihi kariyerini bırakıp aile olmak. Ama sonra bir insana en büyük kötülüğü yine kendisinin yaptığını görüyoruz. Ardından kaybetmeden önce ne kadar değerli olduğunu bilmediği o hayata dönme çabalarını okuyoruz. Ama böyle benim cümlem gibi kupkuru bir yavanlıkla değil. Olayların içine okuyucu da giriyor. Bazen tüpe girmek için kaçıyoruz, bazen koridorda koşuyoruz, bazen o iğne okuyucunun damarına batıyor, bazen soğuktan donuyoruz, bazen de açlıktan ölmekten korkuyoruz. Okurken bir ara kurşun denk gelmesin diye refleksle kafamı eğdim. Tövbe dedim güldüm sonra kendime. Ben Gece Yarısı Kütüphanesi'ni okuduktan sonra paralel evrendeki diğer hayatlarımı düşünmüştüm. Jason'ın çoklu evrendeki hayatlarını, istediği hayata geri dönüp dönemeyeceğini merak edenler ve bir aile olmanın önemini en derinden hissetmek isteyenler mutlaka okumalı diyorum. Bir de ben bu çoklu evren işinin gerçekten var olduğuna inanıyorum sanki. Siz ne düşünüyorsunuz? Ailem yanımda olduğu sürece her şeye hazırım. Herhalde insan neye sahip değilse onu istiyor. Her an, her nefes
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018441 okunma
Bütün zalimler aynıdır.
10/10
·136 syf.··
2026 147. kitabı
Keops bir sabah uyanıyor ve piramit yaptırmaktan vazgeçtiğini söylüyor. Etrafındakiler bir anda dehşete düşüyor ve piramit yaptırmanın ne kadar önemli olduğunu delillerle anlatıp firavunu ikna ediyorlar. İkna olan Keops madem bu kadar önemli o zaman en büyüğünü yaptıracağım diyor. Bir ömür boyu sürecek piramit yapımı başlıyor. Ama halktan itiraz edip muhalefet edenler oluyor. Bütün muhalifleri susturmak için onlara KOMPLOCÜ diyorlar ve en ufak bir itiraz, en küçük bir muhalif ses, hatta muhalif bir koku ve nefes bile en ağır şekilde cezalandırılıyor. İnsanlara piramit yapımının yüksek bir gaye olduğu ve bu gayeye ulaşmak için onların hayatlarının zerre kadar önemli olmadığı fiilen anlatılıyor. Piramit fakir halkın ömrünü yiyip biririyor. Tabii firavunun da... Piramitin yapımı yirmi seneden fazla sürüyor. Ve Keops, piramit yükseldikçe kendi ömrünün kısaldığını fark edip adeta çıldırıyor. Fiziken ve ruhen büyük bir çöküş yaşıyor. Fakir insanları, masum halkı hatta en yakınındakileri bile KOMPLOCÜ ilan ederek öldür.tüyor. İktidarını kaybetme ve ölüm fikri onu çileden çıkarıyor. Sona yaklaştıkça daha çok zulüm yapıyor. Nihayet piramit bittiğinde onun da takati kalmıyor ve kısa süre sonra geberip gidiyor. Halk onun gebermesiyle büyük bir rahatlama yaşıyor. Ama bu çok uzun sürmüyor. Yeni firavun, başa geçtikten kısa bir süre sonra halka müjdeyi veriyor. Yeni bir piramit inşaatına başlanacaktır. . Zulüm ve zalim hiç bu kadar net, bu kadar açık anlatılmamıştı. Her sayfası ve her satırı ibretlik levhalarla dolu harika bir kitap. Hakkında daha uzun bir yazı planlıyorum. Okuduğum en iyi İsmail Kadare kitaplarından biri. Çevirisi de kusursuz. Yayınevi bence bu kitabın reklamını daha çok yapmalı. Bütün firavunların ve zalimlerin akıbetinin aynı olduğunu görmek için mutlaka bu
Piramitİsmail Kadare · Ketebe Yayınları · 202269 okunma
7/10
·72 syf.··
2026 48. kitabı
Konusu kısaca Bir kasabadaki hastanenin Altıncı Koğuş adı verilen akıl hastaları bölümünde geçen hikâyede, doktor Andrey Yefimiç Ragin ile hasta İvan Dmitriç Gromov arasındaki diyaloglar merkezdedir. Doktor başlangıçta pasif, kaderci ve “her şey zaten anlamsız” düşüncesindedir. Zamanla bu koğuşa ve özellikle Gromov’un fikirlerine ilgi duyar, ama sonunda kendisi de “hasta” ilan edilip aynı koğuşa kapatılır. Bu kitap en çok şuradan vurur: “Dışarıdaki düzen aslında içeridekinden daha akılcı mı?” Çünkü doktorun dış dünyası da en az koğuş kadar anlamsız ve acımasızdır. İnsan bazen dünyayı anlamak yerine, onu “önemsizleştirerek” kendini korumaya çalışıyor. Yani “nasıl olsa her şey boş” demek, ilk bakışta felsefi bir olgunluk gibi duruyor. Ama Çehov bunu tersine çeviriyor: Bu tavır, aslında hayatın içindeki acıya, sorumluluğa ve eyleme kapıyı kapatmak. Bir tür zihinsel kaçış. Koğuştaki Gromov ise bunun tam karşı kutbu gibi. O daha “canlı” bir bilinç taşıyor; acıyı hissediyor, tepki veriyor, itiraz ediyor. Ama ironik olan şu: toplum onu deli sayıyor. Burada Çehov’un rahatsız edici sorusu ortaya çıkıyor: Eğer duyarlılık “delilik”, kayıtsızlık “normallik” ise, normalliğin kendisi ne kadar sağlıklı? Benim okuduğum kadarıyla kitap şu fikri dayatıyor: İnsan sadece düşünerek değil, dünyayla temas ederek var olur. Temas kesildiğinde (duygu, sorumluluk, eylem), felsefe bile bir tür uyuşmaya dönüşüyor. Çıtır okumalık bir kitap ama çok yüksek beklentiye girmemek lazım…10/6.5
Duygu ve Düşünce
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,4bin okunma