Her şeyden önce bu kitabı okumak bana eski bir dostla tesadüfen karşılaşmışım da, oturmuşuz bi yere eski anıları yâd etmeye geçmişiz gibi hissettirdi.. Çoğu geriye dönüşlü kısımlarını okurken sanki ben de 10 yıl önceki halime geri dönmüş gibiydim, dejavu yaratıp tanıdık gelen çoğu cümle kalıbını içim kıpır kıpırken bir o kadar da tuhaf hisler içerisinde okudum o yüzden.
Her ne kadar kimi yerinde bana bu nostaljiyi yaşatıp içimi ısıtmış da olsa okurken beni zorlayan bir kitaptı. Olayların geçtiği mekan, kişi ve hislere dair betimlemelerin fazlalığı, hikayenin en heyecanlı ve benim gözümde akıp gittiği yerindeyken aralarında bağlantı kuramadığım hop bambaşka bir zaman ve olaylar silsilesine geçilmesi ve çoğunlukla o geçilen zamandaki olsa da olur olmasa da olur kısımlarının bitmesini bekleme döngüsü, teknolojik ve evrenlerin içerdiği olayların açıklanmasında kullanılan teknik bilgilerin uzunluğu ve kendini tekrar ediyormuş gibi hissettirmesi kitabı zorlaştıran başlıca yönlerdi benim gözümde. Özellikle Ece’nin Gadget’iyle yaptığı şeylerin anlatımında kullanılan teknik dil beni o kadar yordu ki bi süre sonra göz gezdirip geçtiğimi fark ettim.
Bu bahsettiklerimden kaynaklı kitabın yarısından çoğu yerini okumamışım gibi hissetsem de bi yerden sonra çorap söküğü gibi açıldı ve bi bakmışım karakterin tekinin bencilliği yüzünden kendi kendime söylenmelerimden sonra 1-2 hıçkırma eşliğinde gözlerimden yaşlar akarken kitabın son sayfasına gelmişim…. Kitabın bitimine 100 sayfa kala hemen devam kitabını sipariş ettim, umuyorum ki bu saydığım yönlerin azaldığı, önceki iki kitaptan esintilerin ağırlıkta olduğu bir kurgu olmuştur, çünkü gerçekten Sezin’in yazım dilini ve çıkardığı kurguları seviyorum, diğer iki kitabından gelen beklentimi bu 2. kitapta üstüne koyarak karşılayacağına