" Ah! Bir hapishanede olmak ne büyük bir alçalma! Burada her şeyi kirleten bir zehir var.Burada her şey, on beş yaşında bir kızın şarkısı bile yozlaşıyor! Burada bulduğunuz bir kuşun kanadında camus vardır; koparıp kokladığınız güzel bir çiçek iğrenç kokular yayar. "
"Uzaktan bakıldığında, ufukta bir tepenin yamacinda beliren bu binanın bir heybeti, eskiden kalma bir kral şatosuna benzeyen bir ihtişamı vardır.Ama yaklaştıkça saray viraneye dönüşür, beşik çatıların çürümüş yan duvarları göze hiç hoş görünmez.Bu kraliyet cephelerini nasıl bir utancın ve yoksulluğun kirlettiğini bilemiyorum; duvarların adeta cuzzamli olduğu söylenebilir.Camsız pencerelerde bir kürek mahkumunun ya da bir delinin solgun yüzünü yasladığı iç içe geçmiş kalın demir çubuklar görülür.
Bu hayatın yakından görünüşüdür."
"Kapımın eşiğinde beni bekleyen iki jandarmadan biri kelepçemi takip küçük garip anahtarını özenle çevirdi.Hiç umursamadım: Bu bir makinenin üzerine eklenen başka bir makineydi"
" Ölüm cezası!
İşte beş haftadan beri beni varlığıyla donduran, ağırlığıyla ezen bu tek düşünceyle yaşıyorum!
Eskiden, haftaların yıllar gibi geçtiğini hissettiğim için böyle diyorum, diğerleri gibi sıradan bir insandım.Her günün, her saatin, her dakikanın ayrı bir düşüncesi vardı; genç ve girişken zihnim beni eğlendirmek için bitmek tükenmek fantezilerini peş peşe, düzensizce önüme yuvarlamaktan keyif alır, hayatın o kaba ve ince kumaşını işlemelerle süslerdi.(...)
Şimdi tutsağım.Bedenim bir zindanda demirlere bağlı; zihnim korkunç, kanlı, karşı konulmaz bir düşüncenin esiri! Tek düşüncem, tek inancım, tek gerçekliğim var: Ölüm cezası! "