Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'i hepimiz biliriz. Masalda kötü kalpli kraliçe , avcıdan Pamuk Prenses'in kalbini söküp kendisine getirmesini ister ve avcı Pamuk Prenses'in kalbini almaya kıyamaz. Onun yerine ormanda gezen bir ceylanı gözüne kestirir ve onun kalbini söküp kraliçeye götürür.Peki ya sonra? Kalpsiz bir ceylan nasıl hayatta kalabilir bu ormanda?
Hikaye tam da buradan başlıyor. Kalpsiz Ceylan olayın peşine düşüyor ve kalbini geri almak üzere yola çıkıyor.Ve elbette bu yolculukta Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalı baştan yazılıyor. Kötü bildiklerimiz gerçekten kötü mü? Ya da iyi görünen iyi mi? Kendimize çeşitli sorular sorarak daha önce hiç gitmediğimiz yollardan götürüyor bizi kalbi çalınan Ceylan...
Mesela avcının masum bir hayvanın kalbini düşünmeden söküp almasını hiç göz önünde bulundurmadan avcıyı iyi biri ilan edebiliyoruz. Ceylan'ın canı değersiz mi bu noktada?
Masal boyunca masalı biz okurlarla yeniden yazan sevgili Mine Söğüt , empatiden tutun da standartlandırılmış güzellik algısını, empatiyi , kadın erkek eşitliğini, hayvan haklarını ve daha pek çok konuyu satır aralarına serpiştirmiş. Sağduyulu olmanın ne kadar önemli olduğunu bizlere bir kere daha hatırlatmış.
Daha da önemlisi bambaşka bakış açıları sunmuş. Okumanın en güzel yanlarından biri de bu bence. Kitap bittikten sonra insanın kendiyle başbaşa kaldığı o an " Hiç buradan geçmemiştim." diyebilmesi.
Ve de son olarak hayatımda ilk defa yetişkinler icin yazılmış bir masal okudum. Ve çok iyi geldi. Hem zaten kim demiş masallar çocuklar için diye?
" Yemeği hiçbir zaman vaktinde hazır olmayan François Aguesseau, yemek için beklemek zorunda kaldığı dakikalarda aldığı notlardan oluşturduğu kitabını eşine takdim eder."
Yine Yaşar Kemal’in zekasına ve kurgu yeteneğine şapka çıkardığım bir yapıttı. İnsan ilişkilerini, toplum düzenini filler, kuşlar ve karıncalar üzerinden bu denli dokunaklı işleyebilmesi, olaylar arasındaki bağlantıyı hep taze tutması, arı ve temiz bir dille kaleme alması takdire şayandı.
Gelelim içsel sorgulamama; içimde gelişmemiş, güçsüz, büyümeye gebe, tıpkı karınca gibi umutlu, sabırlı ve çalışkan nice alanın açgözlü, görgüsüz, tek derdi kendi doygunluğu ve rahatı olan nice fil tarafından saldırı altında olduğunun ve bu saldırının dost görünümlü ama çıkarcı kuşlar tarafından izlenip paylaşıldığı bir hayat var hepimizde. Esas olan zalimliğe yenilmemek, umudu kaybetmemek, acının geçeceğine ve iyileşeceğinize inanarak, ruhsal ızdırabın kör kuyularında kendimizi kaybetmeden bu hayat mücadelesinde kendi hikayemizi yazmak…