çerçeve güzel ama detaya girmeyelim..
herkes çerçeveyi konuşuyor,ben resimden şüpheleniyorum biraz da şundan dolayı;tuvale yaklaştıkça gördüğüm fırça izleri beni hayatın başka bir mecrasına itti.nasıl yazsam nasıl anlatsam bilemiyorum şimdi akıyor yazıyorum falan ama sonuç var zafer yok gibi.mizahın da zarafetini yıkmadan nasıl ifade etsem bilemedim:) grup çığ-eşek🫴😅
O gitti ben koştum, o itti ben koştum, o istemedi ben koştum… ve sonra gurursuz oldum, yüzsüz oldum, çok seviyordu geldi demedi. Bir kez olsun gelmeye onun yüreği yetmedi.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"İzleyin!" diye kükredi kale kulesinden, "Ben, kökenini güneş tanrıçası Amaterasu'ya dayanan doksan beş nesildir süren soyun varisi İmparator Go-Daigo'nun ikinci oğlu Prens Morinaga'yım. Adamlarım kaçtı. Şimdi onlara ve size olan tiksintimden kendimi yok edeceğim! Dikkatle izleyin ve karınlarınızı nasıl keseceğinizi öğrenin, çünkü sizin gününüz de kesinlikle gelecek." Zırhını çıkardı ve kuleden aşağı fırlattı. Artık tüm düşmanları, onun bir prensin giysilerini ve pelerinini giydiğini görebiliyordu. Onlar izlerken, karnına bir kılıç sapladı, temiz bir şekilde soldan sağa doğru kesti ve bir avuç bağırsağını duvara fırlattı. Dizlerinin üstüne çökerek, kılıcın ucu boğazına değene kadar kılıcı ağzına soktu. Sonra kendini ileri doğru itti ve öldü.
Alıntı
"Uçurumun kenarındayım Hızır..."
Uçurumun kenarındayım Hızır, Bir dilber kalesinin burcunda, Vazgeçilmez belaya nazır. Topuklarım boşluğun avucunda, Derin yar adımı çağırır, Kaldım parmaklarımın ucunda. Uçurumun kenarındayım Hızır, Bir gamzelik rüzgar yetecek, Ha itti beni, ha itecek. Uçurumun kenarındayım Hızır, Divan hazır, Ferman hazır, Kurban hazır, Güzelliğin zulme çaldığı sınır. Başım döner, beynim bulanır El etmez, Gel etmez, Gözleri bir ret, bir davet. Gülce uzak uzak dolanır, Mecaz değil, Maraz değil, Gülce semavi bir afet. Uçurumun kenarındayım Hızır, Gülce bir beyaz sihir, Canıma bedel bir haz. Nur, Nar ve nurdan bir zehir,
Köye ev yaptırma hırsı yüzünden en güzel davarımı sattım, kapitalist sistem beni bu boşluğa itti.Duvarlar üstüme geliyor, davarım da davarım sensiz avcumu yalarım.
Biraz önce bir film izledim. İsmi Atlıkarınca. Biz ne kadar şükretsek az. Ne güzel; evde, aile içinde, güvenle büyüdük. Ama bunu yaşayan binlerce çocuk var. “Doğru baba seçmek çok önemli” diye düşünürken eski bir anı gözümde bütün gürültüsüyle canlandı. Sanırım 2020 civarıydı, Covid döneminde hastaneden taburcu olmuştuk. sevgilimle 1 ay pencereden görüşmüşüz çok özlemişiz. 2 yaşında bir kız yeğenim var. Sevgilimi çok seviyordu. “Bulağ, Bulağ” diye peşinden koşuyor, onu görmek için can atıyordu. Bu arada ailelerimiz yoğun bakım sürecinden önce tanışmıştı zaten biz ailece o geceden sonra pozitif olmuştuk. Sevgilim, müstakbel eşim Bulağ taburculuktan sonra ilk fırsatta bir akşam beni görmeye geldi. Hava erken kararıyordu. Yeğenim de onu görmek için ağladığından onu da aşağı indirdim. Arabada geçti hadise.. Kucağına aldı, biraz sevdi. Sonra birlikte markete gittiler. Kaju çok sevdiği için onu sık sık markete götürürdü. “Kaju nerede kızım?” der, benim küçük bebeğim de tarif ederdi. Gidip alırlardı. Neyse, marketten geldiler. Hem kaju yiyorlar hem oynuyorlardı. Bir ara sevgilim beni koklamaya arada yanağımı boynumu öpmeye başladı. Fakat yüzü çok ısındı, dudakları belirgin şekilde sıcacık oldu. Bu sırada bebek de onun kucağında, küçük ayaklarıyla üzerinde geziniyor, zıplıyordu. Sevgilimin, çocuk kucağındayken artan vücut ısısı ve gözlerini kısması beni şüpheye düşürdü. Elimle sertleşip sertleşmediğini kontrol etmek istedim. Aniden elimi tuttu ve itti. Telefonun ışığını açtım. “Bakacağım” dedim. “Ne demek istiyorsun?” diye agresifleşti. Ama ne kadar karşı çıkabilirdi? Işığı açmıştım. Yüzü alı al, moru mor olmuştu. Parmağımın ucuyla dokundum; taş gibiydi. Bebeği apar topar kucağından aldım. Panikle, “Saçmalama, ben öyle biri miyim? Seni özledim, kokunu alınca oldu”