"Şimdi arabaya kurulup kasabanın dışına, kırlara çıkmalı, sonra da eve dönerek sıcacık, rahat çalışma odasındaki koltuğa gömülmeli. Ha, bir de iyi bir doktor şu başımın ağrısına bir çare bulursa o zaman gel keyfim gel!" (Bir an sustu.) "Çoktandır insan gibi yaşamıyorum. Burası öyle iğrenç, öyle çekilmez bir yer ki!"
Bir gün önceki coşkulu ruh hali onu yorgun düşürmüş gibiydi, isteksiz isteksiz konuşuyordu. Parmaklarının titremesinden, yüzünün buruşmasından başının ne kadar ağrıdığı belliydi.
"Sıcak, rahat bir çalışma odası ile bu koğuş arasında bir ayrım görmüyorum," dedi Doktor Ragin. "Huzur, dinginlik her şeyden önce insanın içinde olmalı."
"Biraz açıklar mısınız?"
"Sıradan insanlar dinginliği kendilerinin dışında, araba gezilerinde, rahat çalışma odalarında ararlar; düşünen insan ise her şeyi kendi içinde bulur."
"Siz gidin de bu felsefeyi, yaz, kış ılık, portakal kokuları içindeki Yunanistan'da açıklayın. Bizim iklimimize uygun değil... Diogenes üzerine kiminle konuşmuştuk, sizinle mi?"
"Evet, biz konuştuk."
"Diogenes'in ne çalışma odasına ne de sıcak bir eve gereksinimi vardı. Fıçısında yan gelip yatarak portakalları, mis gibi zeytinleri midesine indirmesi yetiyordu. Herif, Rusya'da yaşamış olsa, değil aralık ayında, mayısta bile soğuktan kaçacak delik arar; ayaz, canına okurdu."
"Yok canım. İnsan herhangi bir ağrıyı duymadığı gibi soğuğu da hissetmeyebilir. Marcus Aurelius, 'Zihninde varlığını düşündüğün için ağrı vardır. Onu irade gücünle başka türlü görmeye çalış, tümüyle aklından çıkar, sızlanmayı bırak, ağrı kendiliğinden diner.' der. Ben bu sözde büyük bir doğruluk payı görüyorum. Bir bilgenin, hatta düşünen, kafasını kullanan bir insanın öbürlerinden ayrımı ıstıraba önem vermemesindedir. Böyle biri kendisiyle barışıktır, vara yoğa sızlanmaz, ne