Torbadan, gök mavisi bir burka çıkardı. Kaldırınca bol pilili, metrelerce kumaş, dizlerine döküldü. Burka’yı katladı, kıza baktı.
“Müşterilerim var, Meryem, karılarını da dükkana getiren, erkek müşteriler. Örtünmeyen, benimle doğrudan konuşan, hiç çekinmeden gözümün içine bakan kadınlar bunlar. Makyaj yapıyor, dizleri görünen etekler giyiyorlar. Bazen ayaklarını kaldırıp ölçü almam için bana uzatıyorlar, kocaları da öylece seyrediyor. Buna izin veriyorlar. Bir yabancının karılarının çıplak ayağına dokunmasına aldırmıyorlar! Kendilerini modern erkek, entelektüel sayıyorlar; aldıkları eğitim yüzünden herhalde. Kendi nang ve namus’larını, onurlarını kirlettiklerinin farkında değiller.”
Öfkeyle parlayan gözlerini Meryem’e dikti.
“Ama ben farklı cins bir erkeğim, Meryem. Benim geldiğim yerde, bir yanlış bakış, bir uygunsuz söz, kan dökülmesine yeter. Geldiğim yerde, bir kadının yüzü sadece kocasını ilgilendirir. Anlıyor musun?”
“Ama Meryem’in asıl paniği, güneş batıya doğru devrildiği zaman başlıyordu. Geceyi, Raşit’in kocaların karılarına yaptıkları şeyi yapmaya nihayet karar verebileceğini düşündükçe dişleri takırdıyordu. Erkek alt katta, tek başına karnını doyururken, o sinirleri harap bir halde, yatağında yatıyordu.”
“Seninle benim gibi kadınlara hayatta yalnızca bir, tek bir marifet gereklidir, o da zaten okulda öğretilmez. Sadece tek bir hüner. O da: tahammül. Sabretmek. Katlanmak.”