Yine ifrit eden bir hikaye, yine Rus edebiyatı.
Beş kişilik bir koğuş: atolyesi harap olunca aklını kaldıran bir amca, felçten kaskatı olmuş şuuru yerinde mi değil mi belli olmayan bir adam, veremli ve sesi soluğu çıkmayan başka bir adam, yalnızca yabancı ve ayrıcalıklı olanlara verilen Stanislav Nişanı'nı koynunda saklayan eski bir postane memuru ve hali vakti yerinde bir icra memuru iken bir gün yolda gördüğü zincere vurulmuş götürülen bir mahkumdan çok etkilenip Vay efendim ya bir gün bana iftira atılırsa, ya beni de tutuklarlarsa, ya birileri suçunu bana yıkmaya çalışıyorsa, ya konuştuğum insanlar aslında beni tutuklamaya çalışan casuslarsa!' diye diye deliye kıran İvan Dmitriyeviç Gromov.
Bu beşli tıkıldıkları koğuşta gün yüzü görmeden yıllarını devirirken, koğuşun bağlı olduğu hastanenin tek doktoru bir gün kendilerini ziyarete gelir. Doktor, ücra köşede kalmış bu kasabada kendi kalemine uygun, aydın, felsefe üzerine kafa yormuş ve kültüre önem veren kimselerin olmamasından şikayetçidir. Paranoid bozukluğu olan İvan'ın üniversite okumuş, gün görmüş olmasından dolayı kendisiyle sohbet etmek ister ve bu sohbet zannettiğinden daha çok memnun eder kendisini. Her ne kadar İvan doktordan pek hazetmese ve aklına geleni söylemekten hiç çekinmese de doktor sohbetlerinden hoşlandığı için İvanı'ı sıkça ziyerete gider. Sırf bir deliyle sohbet ettiği için doktorun adı deliye çıkar, doktor bu duruma sinirlenir, sinirlenmesi deliliğin alameti olarak algılanır ve hoop doktor koğuşun altıncısı olur. Nitekim koğuşta yirmi dört saatini tamamlamadan inmeden ölür.
Hikaye, Rus edebiyatından beklendiği gibi, göz göre göre ve insanı deli eden bir kayıtsızlıkla nihayete eriyor. Koca kasabada kimse de demiyor ki biraz sağduyulu, biraz sakin olalım. Ne bu pireyi deve yapma hevesi.