Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik Üzerine Konuşalım...
Selamlar umarım iyisinizdir. Sıhatiniz ve Keyifleriniz yerindedir. Bu gün çok uzun zamandır Hayruş ✮⋆˙ ile yapmak istediğim ama benim yüzümden uzun bir süre ertelenen bir soru-cevap, kitap üzerine sohbet etkinliğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Sohbetimiz başlıkta da olduğu gibi HGOİ serisi: Lordlar ve Varisler Krallar ve Soytarıları Ejderha ve Yıldız Deliler ve Cellatlar Efsaneler ve Lanetler üzerine olacaktır. (Bu arada isim yazmak uzun süreceği için hesaplarımızın baş harfleriyle devam edeceğim) Ve sohbet seri hakkında SPOİLER İÇERECEKTİR HEM DE BOLCA... ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ M: Tamamdır şimdi o zaman ilk sorumla başlayayım bu seride en çok hoşuna giden şey nedir? H: Hmm... Nova diyeceğim. Çok güzel yazılan bir karakter. Baştan sona gelişimini okurken kendi kızımı yetiştiriyorum gibi hissettim. M: Benim için seriyi iyi yapan temelde 4 şey var: birincisi özgün bir konu ya da işleyiş, ikincisi beni ne kadar eğlendirdiği, bana ne kadar duygularını geçirebildiği, kitap sonunda bana ne kadar çok şey kazandırdığı. Şimdi ilk madde belki pek olmaz ancak hgoi diğer tüm isteklerimi karşılıyor, senin dediğin gibi karakter gelişimi konusunda hakikaten çok başarılı. H: Evet katılıyorum N.G. Kabal'ın kalemini seviyorum yazdığı ufacık bir cümlede bile derin anlamlar var. H: Sence serinin sonu yeterli miydi bir şeyi değiştirmek istesen neyi değiştirirdin 🙃
Duygu ve Düşünce
siz kitap okumuyorsunuz, siz sadece kalabalığın altını çizdiği cümlelerin peşinden yürüyorsunuz. bir kitabı bitirmiyorsunuz, bir alıntının içinde kayboluyorsunuz. sayfalarla değil , başkalarının seçtiği birkaç satırla yetiniyorsunuz. sonra dönüp kendinize “okuyorum” diyorsunuz. oysa okumak, insanın kendini rahatsız etmesidir. siz rahat kalmayı seçtiniz. bir kitabı değil, o kitabın piyasadaki yankısını seviyorsunuz. okuduğunuz şey metin değil , onun etrafında oluşmuş gürültü. herkesin altını çizdiği yeri siz de çiziyorsunuz, çünkü kendi cümlenizi bulacak kadar yalnız kalmaya tahammülünüz yok. Instagram’da şuursuz bir sosyal medya fenomeni bir kitap paylaşıyor, hemen ona hücum ediyorsunuz; kitabı değil, ilgiyi takip ediyorsunuz. ne okunmuş, neden okunmuş, size ne söylemiş ; bunların hiçbir önemi yok. önemli olan, oraya sizin de görünmeniz. rüzgâr esiyor , siz yön değiştiriyorsunuz.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Çiçekler mezarlıklara çok yakışıyor. Bu fikirle dönüp nazar edince söylemek istediğim daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum. Duymayı bilen için âşikârdır ki her şey zikir hâlindedir. Ve ikindi vakitleri, akşamüstü saatleri. Zamanda ve mekânda, sessizlik içinde dâimi bir zikir hâli seyrediyor.
Duygu ve Düşünce
Nebî deyince bütün kelimeler susuyor, akıl yerini terk ediyor, kalp atışlarının hızına eşlik eden hüznü duyumsuyor insan. Vaktine yetişememenin verdiği burukluk ama görmeden sevmenin de üstünlüğü ile. Ne desek eksik kalacak duygularla salat ve selam getirirken dillerimiz, ahirette sancağı altında buluşmanın umudunu taşıyor gönüllerimiz. Ve insan düşünmeden edemiyor, ya şimdi beni görseydi benden razı olur muydu, benim halimi iyi bulur muydu, yoksa üzülür ve yüz mü çevirirdi? Peki şimdi hemen yanı başımda olsaydı nebiler serveri ben yaptığım şeyleri yapmaya devam edebilir miydim? İnsan bunca soru ile kendini sürekli sigaya çekerken nasıl olur da bu kadar gafil olur. Dörtbir yanında günahların çember oluşturduğu şu gelip geçici dünyaya bizi meylettirme Allah'ım. Kağıtla yazmadığım için pek akamadı düşünceler, zihnimde tozlanmış halbuki daha iyi yazardım eskiden. Yazmak da küser eline kağıdı alıp düzenli olarak meşk etmezsen. 16 Haziran 2026 (6 dk)
1000Kitap
Ama yine de edebiyat hala direniyor.
Eskiden bir yazarın rakibi başka yazarlardı. Şimdi rakibin bir kedinin düşme videosu, üç saniyelik ilişki tavsiyesi, ağlayarak makyaj yapan bir influencer ve “şok şok şok” diye bağıran bir algoritma. Edebiyat yavaş çalışır. Algoritma hızlı tüketir. Roman, okurdan sessizlik ister. Sosyal medya ise sürekli bağırmanı. Bir cümleyi aylarca düşünerek kuruyorsun; ama sistem senden her gün “içerik” istiyor. İçerik. Ne korkunç kelime. Franz Kafka bugün yaşasa muhtemelen reels çekmeye zorlanacaktı. Oğuz Atay ’a “etkileşim kasmıyor” diyeceklerdi. Ahmet Hamdi Tanpınar ’ın gönderisinin altına biri gelip “hocam biraz daha kısa anlatır mısın?” yazacaktı. Ama yine de edebiyat hala direniyor. Çünkü insan ruhu tamamen hızdan ibaret değil. Bir yerde hala gece yarısı telefonunu kapatıp bir romanın içine sığınmak isteyen insanlar var. Ve biz galiba onlar için yazıyoruz. Algoritmalar unutulur. İyi cümle kalır. Tuna Kiremitçi
Reklam
Reklam