Gina 32 yaşında bir kadın ve Manhattanlı bir ailenin üç çocuğundan en büyüğü. Yakın bir zamana dek babasının gözbebeğiydi ve onunla çok iyi, yakın bir ilişkileri vardı. Ancak Gina’dan daha az başarılı olan erkek kardeşi hem babasından hem de Gina’dan uzak durmayı tercih ediyordu. Gina onun neden bu şekilde davrandığını anlayamıyordu ve bu durumu erkek kardeşinin kıskanç olmasına bağlıyordu.
(...)
Bu yeni farkındalıkla Gina, hayatına babasından uzaklaşarak devam edebilirdi ama bilinçaltında her zaman onu memnun etme, diğerlerinden daha iyi olma, onun övgüsünü ve takdirini kazanma düşüncesi hâkimdi. Babasının aynasında tutsak kalmıştı. Çocukluğu boyunca kendi kimliği daima ihmal edilirken, kusursuz bir kız çocuğunun nasıl olması gerektiğine dair babasının görkemli fikirlerini hayata geçirmek için didindi. Narsist bireylerin çocukları -ister Gina’nın erkek kardeşi gibi nefret edildiğini ister Gina’nın kendisi gibi sevildiğini hissetsin- yetişkinlik döneminde kendisini, narsistin yargılamasından kurtarmak için mücadele edecek ve kendisini kendi gözleriyle görmeye çalışacaktır.