Öncelikle şunu söylemeliyim ki herkesin ölüp bittiği kadar etkileyici bulmadım bu kitabı. Son 30 sayfaya kadar durağan ilerleyen, hatta ilerlemeyen bir olay örgüsü var. Sürekli aynı olay çerçevesinde dönüp dolaşıp aynı noktaya geliniyor. Herkes yıllardır olması muhtemel bir savaşı artık tek beklentileri buymuş gibi bekliyor. En ufak bir hareket bir umut oluyor ancak yine başlanan noktaya dönülüyor.
Herkesten izole bir hayat yaşanan Bastiani Kalesi'nde hayat tam olarak yukarıda bahsettiğim gibi geçip gidiyor. Karakterimiz Drogo yalnızlığı ile dikkat çekiyor roman boyunca. Koca dünyada kendine yer bulamamış da bu kale onun sığındığı bir yer olmuş gibi. Sığındığı diyorum ama aslında oraya da ait gibi değil. Zaten gidecek bir yeri, bekleyen bir çevresi olmayan birinin mecburiyeti gibi hissettirdi bana. Zamanla artık hayattan tek beklentisi, Tatar'ların bir an önce saldırması oluyor. Koca bir ömür bu umuda tutunarak gelip geçiyor adeta. Oradan gitmek, şehirde yeni bir göreve başlamak uzak bir hayal olarak kalıyor. Orada onu bağlayan, orada olması gerektiren bir sebep var gibi hissediyor.
Roman ilerledikçe genç bir asker olarak geldiği kalede artık yaşlı bir adam olarak varlığını sürdürmektedir. Peki hep o beklediği savaş gerçekleşti mi? Saldırı oldu mu? Bu saldırının kahramanı olabildi mi? Bu soruların cevabını yazar son 30 sayfaya sığdırmış. Ama okuyucu zaten kitabın sonunu bence az çok tahmin edecektir.
Beni çok etkileyen bir okuma olmadı. Herkesin mutlaka okumalısın dediği kadar etkileyici bir kitap değildi. Varoluşsal sancılar, yaşamı sorgulama, beklenti, umut etme, hayal kırıklığı gibi temalar ilginizi çekiyorsa emin olun bu kitaptan daha iyi yansıtan kitaplar var. Yine de ortalama bir kitaptı. Okunabilir.
Şermin Yaşar ve onun gerçeklik ve edebiyatla dolu romanı…
Çok içten, çok bizden ,hüzünlü hayatı tam anlamıyla hissettirecek kadar da gerçek bir hikaye…
Karşılıklı iki karakterin dram ve yaşam dolu hikayesi aslında. Bu kitap bize geçmişle yüzleşmenin aslında ne kadar zor ama bir o kadar da gerekli olduğunu anlatıyor. Ne çok şey biriktiriyoruz içimizde zamanla, ve bunun dışa yansıması da epey bi vakit alıyor. Bunu tam olarak hissettiğimiz ve insanın söyledikleri kadar anlatmadıklarının da yük olduğu bir hissi tarifliyor. Bizi geçmişe yaşanmışlıklara en önemlisi de yüzleşemediklerimize götürüyor. İyi ki de öyle yapıyor…
Merhabaalar, bu sıralar oldukça popüler olan bir seri ile geldim. Dizisinin çıkmasıyla birlikte sosyal medyayı kastı kavurdu. Ben de tabi ki hem okudum hem de diziyi izledim. Anlaşma, Off-Campus’ün ilk kitabı, Hannah ve Garret çiftini ele alıyor. Hayatlarını, sahte ilişkiden gerçek aşka dönüşü okuyoruz.
Hannah ve Garret çiftini çok sevdim. Özellikle Garret Graham’a düşmeyen de ne bileyim yani. Ayıla bayıla hem okuduğum hem izlediğim bir karakter oldu. Gerçi ben önce diziyi izlediğim için Garret’ı kafamda hep dizideki oyuncu olarak canlandırdım. Kitapta ise dizide olmayan o kadar çok ayrıntı vardı ki, iyi ki kitap okuyorum diyorum. Çünkü o boşlukları hep kitaptan tamamladım. Hannah’ın düşünceleri, Garret’ın babasından yana olan yaraları kitapta çok net anlatılıyor. Kitabı okumayanlar bence önce kitabı okusun ondan sonra diziyi izlesin.
Yazarın kalemiyle açıkçası daha önce tanışmamıştım. Tam benim ergen zamanlarımda çıkan o kesimin çok sevdiği bir seri olmuş. O zamanlarda okusam kesin beğenirdim, tam benim sevdiğim tarz. Her neyse geç olsun güç olmasın diyorum ve yeni tanıştığım içinde mutlu olduğumu aktarıyorum sizlere
AnlaşmaElle Kennedy · Yabancı Yayınevi · 20163,090 okunma
Uzun zamandır okuduğum en iyi kitaptı diyerek başlamak istiyorum sözlerime.
Öyle güzel bir kurgu ki tarihteki gerçek kişiler ve nesnelerle harmanlanmış, sürekli merak uyandıran, kitabı okumayı bıraktığında bile bir sonraki bölümü düşündüren bir eser olmuş.
Tek kelimeyle bayıldım!!
La casa de papel işine bak kardeşim
Kitabı okurken Osmanlı döneminde yaşıyor, sarayın odalarında geziyor, kaşıkçı elmasını elinizde tutuyorsunuz.
Evet bu bir soygun hikayesi, soygunu yapanın bile yaptıranı öğrendiğinde titrediği bir soygun..
Hikayenin dışında padişahın verdiği mücadele ve yalnızlığı beni üzdü.
“Çatlamış bir toplum ve mutsuz insanlar zamanıydı.”
“Toplumun çatladığı ve insanların padişahtan yana olanlar ve muhalif olanlar diye kutuplaştığı şöyle bi zamanda bu soygun ülkenin hayrına olmayacaktı.”
“Alçaklık yalnızca dışardaki Yunanlarda değil anlaşılan, içimizdeki yunmayanlarda..”
Sadakat, ihanet, merhamet,aşk, hırs hepsi hepsi var.
ღ 𝚂𝙴𝙻𝙰𝙼 ღ
Harika bir gün diliyorum herkese...
Nasılsınız?
Bugün size Alfa Kitap'dan çıkan kalemine aşık olduğum @semasoykan #keske kitabının yorumu ile geldim...
#kitapkonusu
Sema Soykan'ın öğretici kalemi ve akıcı üslubuyla "KEŞKE" Bir köy Enstitüsü Romanı, sırlar ile özlemler, mağlubiyetler ile galibiyetler, imkansız ile mümkün arasında savrulan iki gencin ve onların değiştirdikleri hayatların perdesini aralıyor.
Köy Enstitüleri’nin kuruluş, işleyiş ve kapanışı üzerine kapsamlı bir hikâye anlatan roman, yalnızca bununla da sınırlı kalmıyor ve 1940-1980 arasında yaşanmış pek çok toplumsal ve siyasi gelişmeye ışık tutuyor. Hikâyesinin başlangıcını 1977 yılının başları olarak belirleyen yazar, anlatıldığı dönemin siyasi ve toplumsal atmosferini de arka plana alarak kapağını kapadığınızda yakın dönem Türkiye Cumhuriyeti tarihi hakkında detaylı bilgiler edinmiş olmanın doyuruculuğunu hissettirecek bir çalışmaya imza atmış.
Karakterlerimizden Fikret ve Sabia Aksu Köy Enstitüsü’nde eğitim alırken tanışmış ve birbirlerine aşık olmuştur. Ancak 1977 senesinde yıllar önce kopmuş halde buluruz onları. Yine de zihinlerinde ve yüreklerinde birbirlerinin sevgisini taşırlar. Fikret Sincan Cezaevi’nde; güvenliği için ismini değiştirir. Sabia ise bir hastanenin ruh ve sinir hastalıkları bölümünde, onunla aynı adı taşıyan bir doktorun gözetimindedir.
Fikret ve Sabia’yı daha neler bekliyor?
Sizce bu aşkın sonu ne olacak?
#kitaphakkındadüşüncelerim
Normalde tarih kitaplarını okurken çok zorlanır hatta okuyamam bile.
Ancak öyle güzel ve bilgi dolu bir kitap okudum ki anlatamam. Hiç bitmesin istedim. Okudukça okuyasım geldi. Yorum çıkarırken bile zorlandım. Çünkü ne yazsam yetersiz kalıyor. Spoiler vermek
☛ 𝔹𝔼ℕ 𝔾𝔼𝕃𝔻İ𝕄𝕄𝕄 ☚
Uzun bir ara oldu biliyorum ama artık döndüm canım dostlar...
Nasılsınız keyifler nasıl?
Bugün size canım #engelsizokurlaokuyoruz ekibimle okuduğumuz @dorlionyayinlari ‘ndan çıkan kalemini ve samimiyetini çok sevdiğim kıymetli dostum @yazardileknazlioglu ‘nun #zihinçelensonsuzyetenek kitabının yorumu ile geldim...
#kitabınkonusu
Efsaneye göre özel yeteneklere sahip kişilere Dilek deniyordu. Şimdiki dünyada ilk ve tek sonsuz yetenekle doğan Su (Alev) başka bir yetimhanede büyümüş ve aynı sokakta karşılaştığı Toprak’la (Ateş) hem dost hemde aşıklardır.
19 yaşına gelip üniversite hayalleri kuran iki gençten Toprak, bir gün küçük bir not bırakıp ortadan kaybolur ve işte hikaye burdan sonra bambaşka bir yol izler.Su Toprağı nasıl bulacağını düşünürken birden özel yeteneklere sahip olduğunu keşfetmeye başlar.
Hayal ve gerçek arasında gidip gelen Su gözlerini kapattığında bulunduğu yer olan Antalya’dan farklı bir yer olan Toprağın yanında Güney Kore’de bulur kendini. Lakin Toprak onu tanıyamaz. Çünkü bambaşka bir karakter vardır karşısında.Her ikisi de aynı özel güçlere sahip olmasına rağmen Toprak iradesi dışında dövmeler yüzünden birine bağımlıdır artık...
Toprak bağımlı olduğu bu kişiden kurtulabilecek mi?
Su ve Toprak aşkını nasıl bir son bekliyor?
İyi Dilek ırkı ve kötü Dilek ırkı arasındaki kin,nefret, güç ve intikam savaşı nasıl bir son bulacak?
☛𝔻𝔼𝕍𝔸𝕄𝕀 ☚
Semra sayfamın yorum bölümünde başa tutturmada...
#okudumbitti
#engelsiz_okurrr
#mavikirpiklikadınvera
#kesfet
#isbirligi
#reklamdegiltavsiye