İnanılmaz bir tedirginlikteydi Hasan. Bu yüzden de kendisini kuşlara, böceklere vurmuştu. Şu dünyada sarılacak bir canlı, bir dal arıyordu Hasan.
Hasan olanı biteni hiç kimseye söyleyemiyordu. Öldürseler de söyleyemezdi. Hasanı sarmışlardı, kuşatmışlardı dört bir yandan. Bir türlü, ne yapsa, nereye gitse bu kuşatmadan kurtulamıyordu bir türlü. Başını taştan taşa vuruyor kuşatıldığı yerden, onu saran demir halkanın içinden bir türlü çıkamıyordu.
Her gün kaçmak, her gün mağaralar, kartallar, böcekler, yılanlar, her gün, her gün... Hiçbir çocuk arkadaşı da yoktu. Ya o çocuklardan kaçıyor, ya çocuklar ondan kaçıyorlardı. Salih vardı, vardı ama, Salih de hiç konuşmayan birisiydi. Daha iyi ya, varsın konuşmasın. Hasan ona konuşuyor konuşuyor başını şişiriyordu çocuğun.